Tag Archives: Sağlık

Çörek otu ve Faydası

5 Kas

“ÇÖREK OTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR

      

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu:

Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.”

O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifanın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Maren FRANZ adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi.

Sonuçta: ”Tabiattan Gelen Şifa Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla dilimize tercüme edilen 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı. Üstelik Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…

Bizde bu yazımızda; Maren FRANS’ın kitabından yola çıkarak, ÇÖREK OTU’nun mucizevî tesirlerini tanıtmaya başlayalım.

Çörek otu niçin değerli?

Çörek otunun tohumunda doymamış yağ asidi, eterli yağ, vitaminler ve organizma için zaruri olan ve çok az miktarda tüketilmesi Okumaya devam et

Reklamlar

Kansere Yakalanmanın 10 Yolu…

7 Ağu

10 adımda kanser olabilirsiniz! Evet, yanlış duymadınız.

Günlük yaşamımızda hayatımızın bir parçası olarak kullandığımız ve gördüğümüz elektro manyetik dalgalar yayan antenler ve iletişim cihazları aslında dünyanın en popüler hastalığı olan kanserin başlıca nedenleri.

Bu hastalığa yakalanmak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.Kansere yakalanmak için tek yapmanız gereken bu makaleyi okumak. Başka hiç bir şeye ihtiyacınız kalmaycak emin olun.

Öncelikle etrafımızda o kadar çok radyasyon yayan cihaz var ki. Bu cihazlar şeker hastalığından tutun, kalp hastalığına kadar, lösemi, alzheimer, otizm, alerjik hastalıklar, kronik yorgunluk ve daha bunun gibi bir çoğuna kadar hastalık yaratabiliyor.

Nasıl kanser olabilirim?

1- Cep telefonu kullanın
Cep telefonunu çok sık ve uzun süre kullanın. hatta üzerinizde 2-3′er tane taşıyın. Böylece kısırlıktan tutun her türli beyin hastalığına kadar rahatsızlıklara yakalanabilirsiniz.

Okumaya devam et

Terlemeye karşı Mersin suyu!

30 Tem

Her ne kadar hoş bir durum olmasa da terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan fizyolojik bir olay. Ancak yine de bunu önlemenin çaresi yok değil. Ama buna geçmeden önce biraz terleme hakkında bilgi verelim…

Terleme nedir?

Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur.

Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur.

Neden terliyoruz?

Genellikle ortam sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Bu şekilde vücut ısımızı sabit tutmuş oluruz. Zaten bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir.

Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir.

Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler.

Terlemeye karşı neler yapılabilir?

Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanı sıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz;

  • Rahat ve hava alan kıyafetler giyin.
  • Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin.
  • Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak kötü kokuyu büyük ölçüde önleyebilirsiniz.
  • Kahve, alkol ve yakıcı gıdalardan uzak durun.
  • Zeytin yapraklarından yapılan çay düzenli tüketildiğinde terlemeyi önlüyor. Temizlenip yıkanmış 1 yemek kaşığı dolusu zeytin yaprağını, 150ml. suda kısık ateşte  3-4  kaynatarak elde edeceğiniz çayı, sabah-akşam günde 2 kez tekrar ederek içebilirsiniz.
  • Saf mersin suyu da hem antiseptik etkiye sahip, hem de ter kokularına ve terlemeye karşı etkili doğal bir çözüm. Özellikle saf doğal zeytinyağlı defneli sabunla yıkandıktan sonra, bir parça pamuğa dökeceğiniz mersin suyu ile koltuk altlarınızı ve terden şikayet ettiğiniz diğer bölgelere sürebilirsiniz.
  • Gülsuyu’nun tonik etkisi var. Arzu edenler alternatif olarak saf gülsuyunu tercih edebilirler.

Aşırı terleme için özel formül:

  • 30cc jojoba yağı,
  • 3 damla limon çiçeği uçucu yağı,
  • 2 damla limonotu uçucu yağı,
  • 2 damla bergamut uçucu yağı, cam bir şişede karıştırılıp çalkalanır, banyodan sonra özellikle koltuk altı bölgesine haricen uygulanır. Uygulama temiz cilde yapılamalıdır.

Not: Uçucu yağlar saf doğal uçucu yağ olmalıdır. Sentetik kimyasal karışım uçucu yağları önermiyoruz.


Doğal Tedavi Evi

Vücudumuzun Hastalık öncesi verdiği Sinyaller

28 Tem

Vücudumuzda günlük hayatta gözlemlediğimiz pek çok tepki kimi hastalıkların belirtileri olabilir. Sağlık konularında araştırmaları ve kitaplarıyla tanınan İngiliz Tıp Uzmanı Jacqueline Nardi Egan, insan kitabı yayınladı.

İşte vücutta görülen sorunlar, sebepleri ve pratik çözümler:

Aşırı derecede ince saçlar: Protein ve demir eksikliğiniz var.

Saçlarda beyazlama: Alyuvarlarınızda azalma var. B12 vitamini takviyesi yapın.

Aşırı derecede saç dökülmesi: Stres, fiziksel travma ve ameliyat sonrasında normaldir. Bakteriyel enfeksiyon geçirirken de saçlar çok dökülebilir. Yaşlılıktan da kaynaklanır ama çok fazla mayonez veya çiğ yumurta tüketiyor olabilirsiniz.

Kuru saçlar: Tiroid bezlerinizin iyi çalışmadığı anlamına gelir.

Gözlerin altında çöküntü: Uykusuzluktan kaynaklanır. Ama egzama ve alerjide de gözlerin altı kararır.

Göz çevresinde sarılık ve derinin büyümesi: Kötü kolesterolün veya yüksek kolesterolün habercisidir. Ayrıca kalp hastalıklarının da erken habercisidir.

Göz kanlanması: Ya çok ağlıyorsunuz ya da gereğinden fazla kan sulandırıcı hap kullanıyorsunuz.

Göz seğirmesi: Stresten veya çok fazla kafein tüketiminden olabilir. Ya da bilgisayar karşısında çok fazla zaman geçiriyorsunuz.

Kulak kızarması: Migren habercisidir.

Kulağın aşırı derecede kirlenmesi: Aşırı derecede yağsız gıdalar tüketiyorsunuz.

Kulak kaşıntısı: Egzama habercisidir. Yada iç kulakta enfeksiyon oluştuğunun göstergesidir.

Koku alma duyusunun kaybedilmesi: Yaşlılıkta normaldir. Ama çinko eksikliğini gösterir. Ayrıca genç yaşta görülmesi beyin tümörü habercisi olabilir.

Kuru ağız: Çok tuzlu yiyorsunuz veya çok fazla alkol tükettiniz. Bununla birlikte çok fazla tuvalete çıkıyorsanız veya sürekli bir açlık hissediyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz..

Ağız tadının yitirilmesi: Yaşlanmada normaldir… Ya da A ve B3 vitamini eksilmeniz veya dişlerinizde bir problem var.

Ağızda sürekli ıslaklık: Hamile olabilirsiniz.

Çenenin ses çıkarması: Esnemeyle birlikte yaşanması normaldir. Ancak her zaman oluyorsa kulak içinde iltihap olduğunu gösterir.

Çenenin zor açılması, yeme zorluğu: Cilt kanseri veya ağız kanseri habercisi olabilir.

Sürekli esneme hali: Yorgunluktan ve can sıkıntısından kaynaklanır. Fazla anti depresan kullanıyor olabilirsiniz… Ayrıca doku sertleşmesi habercisi olabilir.

Vücudun uyuşması ve titremesi: Sara ve migren habercisidir. Uzuvların uyuşması ise doku sertleşmesi habercisidir.

Midenin guruldaması: Sindirim sistemininizin iyi çalıştığını gösterir. Ama gastrit ve bağırsak gibi hastalıkların da habercisi olabilir.

Aşırı geğirme: Süte karşı alerjiniz olabilir. Mide ve kolon kanseri habercisi de olabilir.

Alıntı : Jacqueline Nardi Egan, İnsan Kitabı

Yoksa ‘su’ içmiyor musunuz?

28 Tem

Sağlıklı yaşam için en önemli gıdamız su… Ancak bazen suyun kalitesinden bazen de dikkatsizlikten dolayı su içmeyi unutur hale geliyoruz. Tabi böyle durumlarda, biz görevimizi yerine getirmeyince, vücut sistemimiz görevlerini yerine getirmiyor ve hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Hastalanmadan sağlıklı ve verimli bir hayat için vücudumuzu ve suyu yakından tanıyıp, bilinçli bir şekilde su tüketmeye ne dersiniz?

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Aysun Çetin iyibilgi’nin sorularını yanıtladı;

Suyun vücudumuz için önemi nedir?

Canlı organizmayı oluşturan hücrelerin yaşam faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için suya gereksinimleri vardır. Su yaşam için zorunlu maddelerden birisidir.

Hayatınızı bir düşünün…Yemek yemeden 6 hafta yaşayabilirsiniz ama su içmeden bir haftadan fazla yaşamanız mümkün değil! Henüz hayatının başlangıcında olan anne karnındaki üç aylık bir fötusun yüzde 95’i sudur. Çocuklarda vücuttaki su oranı yüzde 65-75 arasındadır. Yetişkinlerde ise vücut ağırlığının yüzde 50-60’ını su oluşturur. İnsanlar vücut suyunun %10’unu kaybettiklerinde yaşamları tehlikeye girer, yüzde 20’sini kaybettiklerinde ise ölüm kaçınılmazdır. Ortalama insan vücudunda 38-46 litre kadar su bulunur. Vücuttaki suyun 2/3’ü hücre içi sıvılardan,1/3’ü de hücre dışı sıvılardan gelmektedir.

Vücutta suyun görevleri oldukça fazladır. Besinlerin ağızdan alınmasından hücre içinde kullanımına değin tüm aşamalarda suya gereksinimleri vardır. Hücrede karbon içeren besin öğelerinden oksijen varlığında, vitamin ve minerallerin yardımıyla enerji oluşması, büyüme ve yıpranan dokuların onarımı için protein sentezlenmesi, harcanmayan enerjinin yağ olarak depolanması gibi metabolik süreçler için su zorunludur. Metabolizma sonucu oluşan zararlı atıklar suyla dışarı atılır. Özetle, su gerçekten hayattır.

Vücudun ihtiyacı olan suyu alabilmesi için gereken suyun özellikleri nasıl olmalıdır?

İçme suları renksiz, berrak, içimi hoş olmalıdır. Sudaki bulanıklık, bakteriyolojik kirlenme veya inorganik–organik maddelerin varlığından kaynaklanabilir. Bu yüzden içme suyunun tortusuz ve berrak olmasına özen göstermelidir.

İçme suyunun hastalık yapıcı organizmaları ve zararlı kimyasal maddeleri içermemesi gerekir. Suda bulunan vibrio kolera, salmonella typhii, hepatit virüsü gibi mikroorganizmalar sudan geçerek hastalığa sebep olurlar. Suyun dezenfeksiyonu için kullanılan klor miktarının 1mg/lt. olması gerekir. Bu miktarı aşması suyun içiminde rahatsızlık verir. Sudaki azotlu maddeler (nitrit, nitrat gibi) maksimum müsaade edilebilir konsantrasyonu aşmamalıdır. İçme suyunun temizliğinden endişe duyuluyorsa içme suyu mutlaka 3-5 dk. kaynatılıp soğutulduktan sonra kullanılmalıdır. Kapalı sular bu anlamda daha güvenilirdir ve tercih edilmelidir. Özellikle suyu içecek olan bir çocuksa daha da hassas olmak gerekir. Çünkü çocuklar mikroba daha açık olduklarından hastalanma riskleri daha fazladır.

Yaz aylarında su tüketmenin önemi nedir, ne kadar su içmek gerekir ve su içerken nelere dikkat edilmelidir?

Su kalori içermeyen, bedenimizdeki toksinlerin temizlenmesinde etkili olan adeta sihirli bir içecektir. Sağlıklı ve güzel olmanın, ciltteki ve vücuttaki nemin korunmasının temel koşulu ise bol su içmektir. Özellikle yaz aylarında vücut ısındıkça daha fazla terler ve su kaybeder. Dolayısıyla su stokunu sık sık ve kışa oranla fazla miktarlarda yenilemek şarttır. Günde en az 8-10 bardak su içmelidir. Egzersiz yapanlar,aşırı terleyenler,yaşlılar ise bu miktardan daha fazla su tüketmelidir.

Bazı insanlar suyu tek başına içmeyi sevmeyebilir. Bu kişiler mutlaka tadları hoşuna gidecek bir sıvıyı tercih etmelidirler. Bu sıvı açık çay, limonata, bitki çayları gibi içecekler olabilir. Bu içeceklerinde kalorisi ve besin değeri önemlidir. Mesela sıvı ihtiyacını karşılamak için günde 1,5 litre asitli içecekleri içmekte sakıncalıdır. Ya da hazır meyve suları çok şekerli ve boyalıdır. Onları da tüketmek gereksiz kilo alımına neden olur. Tüketilen hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz, en ideal içecek sudur. Suya ulaşmak her zaman daha kolaydır. Küçük yudumlarla başlanıp giderek miktar arttırılabilir. Bol sebze ve meyve tüketimi de yine sıcak yaz günlerinde güzel bir alternatiftir. Örneğin karpuzun yüzde95’i sudur. Sofralarda bulunması hem kolay hem de ekonomiktir. Diğer sebze ve meyvelerin de tüketilmesi çok faydalıdır.

Yazın özellikle ayran tüketilmesi tansiyonun düşmemesi için yararlıdır. Biraz tuzlu olmasının bir sakıncası yoktur. Ancak fazla tuz yarardan çok zarar verir. Günde 2-3 bardak ayran içimi yeterlidir. Hem kalsiyum ihtiyacımızı karşılar, hem de sıvı ihtiyacımızı almış oluruz.

Toplumda genel olarak zayıflattığına inanılan ve yaz aylarında yoğun olarak tüketilen maden sularını içmek sağlık açısından faydalı mıdır?

Toplumda maden suyu ve sodanın aynı içecek olduğunu sanan pek çok kişi vardır. Oysa maden suyu ve soda farklı içeceklerdir. Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.

Maden suyu iyi derecede mineral içeren bir sudur. Normal suya göre kıyasladığımız zaman ekstradan içerdiği özellikle kalsiyum, magnezyum gibi mineraller sağlık açısından son derece yararlıdır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Hamileler ve menopozdaki kadınlar için düzenli maden suyu tüketimini tavsiye edebiliriz. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır. İçmenin yanı sıra dışarıdan sürme yoluyla da cildi canlandırmada ve güzelleştirmede etkili olmaktadır. Her gün 2-3 su bardağı maden suyu içilmesi son derece yararlıdır. Maden suları sindirimi kolaylaştırır ama sanıldığının aksine zayıflatmaz.

Dikkat edilmesi gereken rasgele aşırı miktarda maden suyu tüketmemelidir. Çünkü aşırı miktarda mineral tuzları böbreklere zarar verebilir.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Maden suyu böbrek taşı yapmaz. Ama böbreklerinde taş oluşmuş kişilere maden suyu tüketimi tavsiye edilmez. Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve sıvı içecek tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri önerilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve sıvı içecek tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

Özellikle kimyasal katkılı, sentetik aromalarla tatlandırılan ve meyveli olarak satılan maden sularının zararları var mıdır?

Meyve aromalı maden sularının büyük çoğunluğunda rafine şeker kullanılmaktadır. Bu nedenle gazlı soğuk meşrubatlar gibi lezzetlidir, içimi hoştur. Ancak zayıflama programlarında ve şeker hastalığı gibi durumlarda rafine şeker tüketiminden kaçınmak gerekir. Ama sade olanları gönül rahatlığıyla tüketebiliriz.

Alıntı : Nihal DOĞAN

Vücut Tipinize Göre Öneriler

28 Tem

Üst Bedeniniz Darsa

Handball ve kickboxing vücudun üst kısmını çalıştırıp form kazandırıyor ayrıca bol bol yüzerek de forma girebilirsiniz. Askılı giysiler ve büstiyerler yerine sıcak yaz günlerinde kolsuz giysileri tercih edin. Bedeni bol giysiler de vücudunuzun üst kısmını olduğundan daha yapılı gösterir. Özellikle bu yaz oldukça moda olduğundan boyundan bağlı ve ipli bikiniler tam size göre. Mayo giymeyi tercih ediyorsanız üst kısmı çizgili modeller tercih edin.

Karın Bölgesi Fazla İse

Karnı fazla olan kadınların da yediklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Karın eritmede hafif ve düşük kalorili yemekleri tercih edin. Öğle yemeklerini yoğurt yiyerek geçirebilirsiniz. Ayrıca yapacağınız egzersizler de fazlalıklardan kurtulmanızı sağlayacaktır. Spor salonuna gidip aletli jimnastik yapmaya vaktiniz yoksa evde bol bol mekik çekin. Giysi seçerken cok dar olmayanlarını tercih edin. Vücudunuza yapışan giysilerden, karnınızı ortaya çıkaracağı için uzak durmalısınız. Kumsalda da iki parça olan plaj giysilerini tercih edin. Yüksek belli bikiniler tam size göre.

Göğüs Kısmı Büyük İse

Spor salonuna üye olup göğüsleri şekle sokan aletlerle bir uzaman kontrolünde göğüs hareketleri yapın. Eğer tek sorununuz büyük göğüsler ise vücudunuzun diğer bölgelerini küçültücü hareketlerden kaçının. Bunun yerine sadece göğüs bölgesini çalıştıran egzersizler yapın. Haftada 3-4 gün düzenli yürüyüş yapabilirsiniz ayrıca her banyodan sonra göğüsünüze soğuk su masajı yapın. Büyük göğüslü kadınların giysi seçiminde de oldukça dikkatli davranmak gerekir. Desenli ve çok dar giymekten kaçınmalısınız giysi seçerken düz renkleri tercih edin. Kumsalda da göğüslerinizin büyüklüğünü gizlemek istiyorsanız düz renk tek parça plaj giysisi ve aksesuarları tercih edin.

Kalça Kısmı Büyük İse

Kalçalarınızı yok etmek için öncelikle kalorisi az gıdalar almalısınız. Tatlı ve kızartma gibi vücudunuzua yağ tutacak yiyeceklerden uzak durun. Özellikle yüzme ve bisikletin kalçalara etkisi oldukça fazla yürüyüş için vaktiniz yoksa koşu bandında tempolu yürüyüler yapabilirsiniz. Geniş kalçalı kadınlara plaj giysisi konusuda en büyük önerimiz iki renkli mayolar. Göğüs kısmı açık kalça bölümü koyu renk olan mayolar tam size göre cünkü koyu renkler o bölgeleri daha dar gösterecek ve ilgiyi üst kısıma çekecektir.

Basen Kısmı Geniş İse

Eğer kalçalarınız vücudunuza göre oldukça büyük ve genişse, bunun en iyi çözümü ip atlamak. İlk gün 30 kez ip atlayın ve bu rakamı yavaş yavaş artırın. Basenlerinizi eritecek bir başka egzersiz ise: Yere yatın. Önce sağ tarafa dönün. Bacağınızın birini dizden kırarak yukarı kaldırın daha sonra diğer tarafa dönerek aynı hareketi diğer bacağınızla yapın. Bu hareketi her iki bacak için de hergün düzenli şekilde 25’er kere yapın kısa sürede basenlerinizin inceldiğini göreceksiniz. Plajda da kalçalarınızı kamufle etmek istiyorsanız etekli mayo veya bikinileri tercih edin. Bikininizin üzerine giyeceginiz kısa pareoyla da basenlerinizi başarılı bir şekilde gizleyebilirsiniz.

Yapılı Bir Sırtınız Varsa

Vücudunun üst kısmı yapılı olan kadınların en büyük sorunlarından biri de sırttaki fazla yağlar. Bu bölgedeki yağlarınızdan kurtulmak için göğüsler dışarda sırtınız dik olacak biçimde haftada 2-3- kez en az 30 kere kürek çekin. Sırt kaslarınız çalışacağı için bu bölgedeki yağlardan kısa sürede kurtulabilirsiniz. Sırtınızdaki yağları plajda sizi rahatsız edecekse onları kamufle etmek için tek parça mayo tercih edin. Özellikle de sırt bölgesindeki yapları kapatacak olan yüzücü tipi mayolar size göre.

Yapılı Üst Beden

Aerobic, kick boxing ve dövüş sporları kaslarımızın çalışmasına ve sıkılaşmasına yardımcı oluyor. Vücudunuzdaki gevşek kasların özellikle kol ve bacak kaslarının güçlenmesi için haftada üç kere ağırlık çalışması da yapabilirsiniz. İki parça ve desenli plaj giysisi giymenizde hiçbir sakınca yok. Özellikle boyundan bağlı modelleri tercih edebilirsiniz.

Omuzlar Geniş, Göğüsler Küçük İse

Geniş omuzlu ve küçük göğüslü kadınlar çeşitli spor aktiviteleriyle problem yaşadıkları bölgeleri forma sokabilirler. Paten, bisiklet ve koşu tam size göre. Yapacağınız çalışma programı ile bir gün koşup ertesi gün bisiklete binebilirsiniz. Böylece hem spor yapıp hem forma girmiş olacaksınız. Göğüslerinizin küçüklüğünü desenli giysilerle kapatabilirsiniz. Plajda ise göğüs kısmı desenli mayo ve bikiniyi tercih etmelisiniz.

Sağlıklı Mutlu Yaşamlar

Dilek TİHAN

Cildi Canlandırmak için 20 Öneri

28 Tem

1-Genel yüz temizliğinde kullanılan maskelerden peeling etkisen sahip olanlar, bu sayede ölü hücreleri ortadan kaldırarak, derinlemesine temizlik sağlıyor.

2-Yüzünüzü tazikli su ile yıkayın. Bu şekilde yapılacak duş, ofislerin yol açtığı cilt stresinizi azaltır.

3-Artık cilt bakım ürünlerinde de rastlayabildiğimiz C vitamini, kan dolaşımını ve kolajen üretimini hareketlendirdiğinden, bu tip ürünleri tercih edin.

4-Ayaklarınız parmak uçları, yüzünüze sinyal gönderir. Alnınızda oluşacak kırışıklıkları önlemek için ayak parmaklarınız üst kısmına düzenli aralıklarla sertçe bastırın.

5-Cildinizi nemlendirin. Yeni çıkan bir çok nemlendirici gün boyu etkiye sahip. Proteinli ve bitki özlü olanlar ise cildi aktif hale getirip üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturmasını sağlıyor.

6-Yüzünüzü haftada iki defa kremleyerek 5 dakikalık masaj uygulayın. Bunun için, parmaklarınızı kullanarak oval hareketlerle çeneden yanaklara, alnın ortasından dışa doğru, burun yanlarından alnın ortasına doğru inip çıkarak masaj yapın. Ağzınızın çevresini, yukarı doğru hareketlerle ovun.

7-Gece saat 1’den önce güzellik uykusuna yatmayı ihmal etmeyin. Bedenimiz özellikle ilk uyku saatlerinden gece yarısına doğru büyüme hormonları üretir. Bu hormonlar ise hücre yenilenmesini hareketlendirir.

8-Kremlerin içindeki enzimlerin faydalarını biliyor musunuz? Biyo teknolojik yöntemler taklit edilerek üretilen minik protein molekülleri, ileri yaşta, insanların cildindeki dolaşım sistemini aktif hale getirip ciltleri koruyucu hücreleri güçlendirir.

9-Koku kompresleri cilt ve duyuları canlandırır. Dörder damla limon ve selvi ağacı özünü ve iki damla ardıç yağını, iki litre kaynar su içine koyun. Özel yüz havlunuzu bu karışımın içine daldırın ve yüzünüze ölçün.

10-E vitaminin bulunduğu kremler hücrelerin gerilimini azaltır. Ultroviyole ışınlarının, atık gazların, nikotinin oluşturduğu saldırgan serbest radikaller cildin zamanından önce yaşlanmasına neden olur. E vitamin cildi bu zararlı etkenlerden koruyup nemlendirir.

11-Yanaklarınız derisini gerginleştirmek için jimnastik yapmalısınız. Bunun için ağzınızı kapatın, yanaklarınızı içeri doğru çektikten sonra, ellerinizin yardımı ile yavaş yavaş gerin.

12-Patates masajı cildi tazeler ve dinlendirir. Öncelikle çiğ patates dilimlerini 10 dakika buzdolabında bekletin. Cilt temizliğinizi yaptıktan sonra, soğumuş patates dilimleriyle yüzünüze masaj yapın. 15 dakika boyunca patatesin, suyunun cildinize etki etmesini bekledikten sonra yüzünüzü yıkayın.

13-Duru, yumuşak bir ten için AHA komplekslerine başvurmak bir zorunluluk. Bu isimle tanınan meyve asitleri, cilt hücrelerinin yenilenmesini sağlarken, tahriş de etmiyor. Ayrıca besleyici yağlar da içeriyor.

14-Kolajen tabakasını harekete geçirecek bir içecek hazırlamaya ne dersiniz? Bunun için 250 gr domates, 2 şeftli, kabuğu soyulmuş yarım limon ve bir havucu katı meyve presine koyun, bir damla zeytinyağı ve bir miktar iyot tuzu ekleyin ve karıştırın.

15-“Şikaku” baskısı herhalde birçoğunuzun yabancı olduğu bir kelime. Bu basit egzersiz gergin yüz kaslarını yumuşatmaya yarıyor. Söz konusu baskının uygulanacağı enerji merkezi, gözbebeğinin hizasında, gözaltlarındaki kemikler üzerindedir. Bu bölgeye, en az 5 saniye süresince, parmaklarınızla bastırın.

16-Güzellik kapsülleri cildi bütünüyle beslemese de, işlevini içeriden yürüten bir hücre yenileyicisi olarak görev yapıyor. Vitaminler, nemlediriciler ve doğal maskelerle cildin esnekliğini sağlayabilirsiniz.

17-Oksijen maskesi, bir çeşit expres lifting görevi görür. Bu uygulamayla, hücrelerin oksijen alımı 10 dakika içinde yoğunlaşır. Sonuç olarak, cilt olabildiğince taze ve sağlıklı bir görünüme kavuşur.

18-Lipozom maskeleri besleyicidir. Aynı zamanda, cildin alt tabakalarına da nüfuz ettiklerinden, etkilerini uzun vadede gösterirler.

19-Turuncu ışık, hücreleri canlandırır, mavi oksijen alımını artırır, sarı cildi ölü hücrelerden arındırır ve yeşil kuproza karşı etkilidir. Renkli ışık tedavisini ancak güzellik merkezlerinde bulabilirsiniz.

20-Ampuller ve yenileyici kapsüllerle yapılacak yoğun bir kür, kışı sert koşullarına karşı cildin dirençli olmasını sağlayacaktır. 4 hafta boyunca yüzünüzü kremlemeden evvel sürün.

Botox

26 Tem

Botox Nedir?

Kırışıklıklar, aynı ifadenin binlerce kez tekrarlanması nedeniyle cilde kazınmış olan çizgilerdir. Kırışıklıklara “ifade çizgileri” veya şekilleri nedeniyle “kaz ayakları” da denir. Kırışıklıkların nedeni cilt altındaki kasların kasılmasıdır.

Botox “clostridium botulinum ” adı verilen bir bakteriden elde edilen arıtılmış bir protein toksinidir. Zararsız olmasının nedeni çok ufak dozlarda kullanılması ve vücuda dağılmamasıdır. Bu protein kullanıldığı bölgedeki kasların rahatlamasını sağlayarak belli bir süre için cildin gerginleşmesini ve dolayısıyla gençleşmesini sağlar.

Gülme, kızma, şaşırma, gözleri kısma gibi hareketler sonucu yüzümüzdeki mimik kasları hareket eder ve buna bağlı olarak üzerindeki ciltte de kırışıklıklar oluşur. Yıllar içinde bu hareketlerin tekrarlanması sonucu ciltte oluşan kırışıklıklar kalıcı hale gelir. Kişinin mimiklerini kullanma alışkanlığı, güneşe maruz kalma süresi, cilt ve kas yapısı, yaş ve cinsiyetine göre bu kırışıklıklar da değişik derecelerde olur.

Kırışıklıklar, aynı ifadenin binlerce kez tekrarlanması nedeniyle cilde kazınmış olan çizgilerdir. Kırışıklıklara “ifade çizgileri” veya şekilleri nedeniyle “kaz ayakları” da denir. Kırışıklıkların nedeni cilt altındaki kasların kasılmasıdır.

İşte bütün bu cilt kırışıklıklarını önlemek için kullanılan tekniklerden birisi de botoxdur. Botox “clostridium botulinum ” adı verilen bir bakteriden elde edilen arıtılmış bir protein toksinidir. Zararsız olmasının nedeni çok ufak dozlarda kullanılması ve vücuda dağılmamasıdır. Bu protein kullanıldığı bölgedeki kasların rahatlamasını sağlayarak belli bir süre için cildin gerginleşmesini ve dolayısıyla gençleşmesini sağlar.

Botox Ne Değildir?

Botoks bir mucize değildir. Yüzünüzde kalıcı olarak hiçbir değişiklik yapmayacaktır. Ayrıca sizi 20 yıl önceki

görünümünüze de kavuşturmayacaktır. Botoks uygulamaları sadece yüzünüzün belli bölgelerindeki kırışıklıklarda düzelme sağlar.

Botox Nasıl Yapılır?

Minik cerrahi iğneler aracılığıyla Botox yüzün sorunlu bölgesinde cilt altına çok ufak dozlarla zerk edilir. Bu sayede kasılmış olan kaslar rahatlamaya başlar. Botox uygulandıktan yaklaşık üç hafta kadar sonra en yüksek verime ulaşır. Botoxun kalıcılık süresi bünyeden bünyeye fark etmekle birlikte yaklaşık 3-6 aydır. Genellikle tavsiye edilen, tedavinin her 4-6 ayda bir tekrarlamasıdır.

Botox uygulamasının ardından bölgeye buz uygulanması olası şişlik veya rahatsızlıkları azaltır. Tedavinin tümü yaklaşık 10-15 dakika sürdüğünden normal yaşama hemen dönülebilir. Ancak yatma pozisyonuna geçmek için 4-6 saatin geçmesi beklenmelidir. Botoxun çevresindeki kaslara dağılmaması için Botox uygulanmış bölgenin ovuşturulmaması da gerekir.

Botox Neden Yapılır?

Botox yapılmasının temel amacı yüzde veya vücudun başka bir bölgesinde doğal olarak ortaya çıkan kırışıklıkların giderilmesidir. Botox; bu amaçla uygulanan tedavi yöntemlerinden sadece biridir ve mutlaka uzman bir doktor tarafından uygulanmalıdır.

Botoxun Yan Etkileri

Yetkili ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığı sürece tehlikesi olmayan Botoxun toksin olması nedeniyle fazla dozda verilmesi durumunda veya uygulamanın yanlış bölgeye yapılması halinde “ptosis” adı verilen göz kapağı problemi ortaya çıkabilir ve hastanın birkaç hafta rahatsız olmasına sebep olur.

Görülebilecek diğer yan etkiler baş ağrısı, solunum yolu enfeksiyonları, nezle sendromu ve mide bulantısı gibi şikayetlerdir. Çok daha az görülmekle birlikte kaydedilen diğer yan etkiler de: yüzde ağrı, iğne bölgesinde kırmızılık, kas zayıflığıdır. Bu etkiler genellikle geçici ve çok az vakada da birkaç ay süreli gözlenmiştir.

Ne dozda kullanılıyor?

Botoxun güvenli bir tedavi yöntemi olduğunu belirten uzmanlar tedavide kullanılan dozlar için şu bilgileri veriyorlar: “Tıpta ve kozmetikte kullanılan ‘Botox’un imal edilmesi için ‘Clostridum Botulinum’ adı verilen bakteriler, laboratuarlarda saflaştırılıp, sulandırılarak, zararsız hale getiriliyor. Kozmetik tedavisinde kullanılan dozaj, yaklaşık 50 ünite olup, bu doz tamamen güvenlidir. Ağır kas sorunları yaşayan hastalar için ise 1.000 üniteye kadar enjeksiyon yapılabilir. Yüksek doz nedeni ile zehirlenme sonucu hayati bir tehlikenin ortaya çıkabilmesi için 25-30 şişe veya 2500-3000 ünitelik doz kullanımı söz konusudur.”

Alıntı : Dilek TİHAN

Doğru Nefes ile Sağlığı Yakala

19 Tem

Sağlıklı yaşamın ilk prensiplerinden birisi doğru nefes almaktır. Farkında olalım ya da olmayalım sürekli nefes alıp veriyoruz. Ama eğer nefesi doğru şekilde almıyorsak, bu bizi çeşitli rahatsızlıkların kucağına atabilir. Tam ve derin bir nefesle yaklaşık yarım litre havayı ciğerlerimize çekeriz. Ciğerlerimiz bu havanın içindeki oksijeni kullanır. Oksijen bedenin en temel ihtiyaçlarından bir tanesidir. İç organların, beynin, sinir sisteminin, hücrelerin ve pek çok sistemin vazgeçilmezidir.

OKSİJEN AZLIĞI NELERE YOL AÇAR

Yeterli oksijen alınmadığında yorgunluk, sinirlilik, uyku düzensizliği gibi sorunlar yaşanır. Bağışıklık sistemi gitgide zayıflar, bu da pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Beynimiz ise oksijene diğer organlardan daha fazla gereksinim duyar. Beyne yeterli oksijen gitmediğinde negatif düşünceler baş gösterir, depresyon, görme ve işitme bozuklukları meydana gelebilir. Akut bir dolaşım bozukluğu neticesi, kalp yeterince oksijen alamazsa kalp krizi, beyin oksijensiz kalırsa beyin kanaması oluşur.


DOĞRU NEFES NE KAZANDIRIYOR

Doğru ve derin alınan nefes organlarımıza ve tüm bedenimize gerekli oksijeni sağlarken, vücudumuzu da toksinlerden temizliyor. Doğru nefesle beyin oksijenle dolar, bunun sonucu tüm sistem adeta şarj olur. Hücreler ise kendilerine gerekli oksijeni daha kolay içlerine alırlar. Sinir sistemimiz sakinleşir. Bedenimize hormon üreten ve düzenleyen endoktrin sistemi doğru nefesten olumlu etkilenir.

YAVAŞ VE DERİN NEFES ALIN

Çoğu zaman yorgunluk ve bitkinlikten şikâyet ederiz. Bunun sebebi hızlı ve sığ nefes almak olabilir. Nefes alırken genellikle göğsün sadece üst kısmını kullanıyoruz. Bu yüzden yeterince oksijen alamıyor, yeterince de karbondioksit veremiyoruz. Toksinler bedenimizden atılamıyor. Dahası bu şekilde nefes almayı alışkanlık haline getirdiğimizde, akciğerler bu şekilde çalışmaya alışıp, bir süre sonra bazı fonksiyonlarını kaybetmeye başlayabiliyor. Neticede bağışıklık sistemi bozuluyor, yaşlanma hızlanıyor. Yapmamız gereken tek şey ise derin, diyaframdan başlayarak ve yavaş yavaş nefes almak. Unutmayın ki nefesinizi yavaşlatarak, enerjinizi artırabilirsiniz.

ETKİLİ BİR NEFES ALMA TEKNİĞİ

Vücut sistemini temizlemek için etkin bir nefes alma tekniği şöyle: Bir birim zamanda nefes alıyorsanız, dört birim zamanda içinizde tutmalı ve iki birim zamanda dışarı vermelisiniz. Örneğin iki saniyede nefes alıyorsanız, sekiz saniye içinde tutup, dört saniyede dışarı vermelisiniz. Nefes almaya karın bölgesinin en altından başlamak, tüm toksinleri dışarı atabilmek açısından önemli. Nefes alışların burundan, verişlerin ise ağızdan yapılması gerekiyor.

Bu tekniği günde en az üç defa, onar nefes alarak uyguladığınızda, bir süre sonra sağlığınızdaki olumlu gelişmelere şahit olacaksınız.

BURUN DELİKLERİNDEN KARŞILIKLI NEFES ALMA

Bu teknik bir yoga tekniğidir ve vücuttaki negatif ve pozitif enerjilerin dengelenmesine yöneliktir. Kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğinizde bu tekniği birkaç dakika uygulayarak, yeniden enerjinize kavuşabilirsiniz.

Sırtınız dik olarak rahat bir şekilde oturun. Burnunuzun her iki deliğinden nefes almaya başlayın. Sonra burnunuzun sağ deliğini, başparmağınızla tıkayın ve sol delikten nefes alırken dörde kadar sayın. Sonra yüzük parmağınızla sol deliği tıkayın ve sağ delikten nefesinizi dışarı verin. Bunu yaparken de yine dörde kadar sayın. Sonra aynı şekilde sağdan nefes alıp, soldan vermeye devam edin. Başlangıçta bir dakikayla başlayın, zamanla bu süreyi artırın.

TEMİZ HAVADA NEFES ALABİLMEK

Pek çoğumuz şehir ortamında yaşıyoruz ve kirli hava solumak zorunda kalıyoruz. Özellikle kış aylarında şehirden uzaklaşıp, temiz hava solumak için şartlarınızı zorlayın. Nefes alma tekniklerini temiz havada uygulamak her zaman en iyisidir. Havanın temiz olabilmesi için negatif iyonlarla dolu olması gerekir. Negatif iyonlar doğada güneş ışığı, rüzgâr, şelâleler, kıyıya çarpan dalgalar, yağmurlar vasıtasıyla meydana gelirler. Yıldırımlı havalardan sonra hava negatif iyonlarla yeniden şarj olduğundan, bu hava nefes almak için idealdir. Deniz kenarları ve dağlık bölgeler de negatif iyonlu temiz havalı yerlerdir. Hatta yapılan çalışmalar, negatif iyonlarla şarj edilmiş yerlerde yaraların daha çabuk iyileştiğini göstermiştir. Şimşekli ya da yağmurlu bir havadan sonra o mis gibi ve tertemiz havayı kaçırmayın. Pencerelerinizi açarak, sağlığın içeri girmesine izin verin. Tertemiz havayı ciğerlerinizin derinliklerine kadar içinize çekin. Bedeninizi oksijene doyurun.