Tag Archives: Alternatif Tıp

Çörek otu ve Faydası

5 Kas

“ÇÖREK OTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR

      

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu:

Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır.”

O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifanın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Maren FRANZ adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi.

Sonuçta: ”Tabiattan Gelen Şifa Kaynağı: ÇÖREKOTU” adıyla dilimize tercüme edilen 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı. Üstelik Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek…

Bizde bu yazımızda; Maren FRANS’ın kitabından yola çıkarak, ÇÖREK OTU’nun mucizevî tesirlerini tanıtmaya başlayalım.

Çörek otu niçin değerli?

Çörek otunun tohumunda doymamış yağ asidi, eterli yağ, vitaminler ve organizma için zaruri olan ve çok az miktarda tüketilmesi Okumaya devam et

Reklamlar

Cocuklarda Boy Uzatan Harika Kür

13 Şub

Boy uzaması için evde yapılabilecek doğal bitkisel kür var mıdır? Evet vardır. Hemde çok basit şekilde uygulanacak olan bu kür çocuklarımızın boyunu uzatmada faydalı bir destektir.

KÜR İÇİN GERELİ MALZEMELER :

  • Bir miktar zeytinyağı,
  • 1 tatlı kaşığı boyotu (çemen)
  • Çay kaşığı karabiber,

HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ :
Bütün malzemeleri karıştırdıktan sonra; çocukların eklem yerlerine sürün. Boy uzamasına yardımcı olduğunu hayretler içinde göreceksiniz.

Derleyen : OZBODUÇ

Fitoterapi : Bitkilerle Tedavi

30 Tem

Fitoterapi, bitkilerin bilimsel temele dayalı akılcı bir yaklaşımla hastalıkların tedavisi veya önlenmesinde kullanımını anlamına gelmektedir.

Bitki ve Tedavi sözcüklerinden oluşan fitoterapi, terimi ilk kez, Fransız hekim Henri Leclerc (1870-1955) tarafından ‘La Presse Medical’ adlı dergide, 1939 yılında kullanılmış olsa da bitkilerin tedavide kullanılışı aslında insanlığın ortaya çıkışı ile başlar.

İlk insanlar, bitki ve hayvanları izleyerek tedavi yollarını bulmuşlar

Bitkilerle tedavi insanlığın yaratıldığı günden bu yana devam etmektedir. İnsanlar ortaya çıktıktan sonra kendilerinden önce var olan bitki ve hayvanları izleyerek tedavi yollarını deneme yanılma yolları ile bulmuşlardır. Anadolu’da insanlar çaresiz hastalıklara karşı Kaplumbağaları takip ederek onların yedikleri bitkileri kullanarak tedavi yollarını bulmuşlar. Tarih öncesi dönemde yazı olmadığı için sözlü aktarımlarla kuşaktan kuşağa geçmiştir. Bunlar yapılan kazılarla ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar Güney Doğu Asya’daki kapalı toplumların yaşayışlarından ve iskelet kalıntılarından faydalanmışlarıdır. İnsanlar tarımı 8000 yıl önce buluyor. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçişleri tarımı keşfetmeleri ile oluyor.‘Shanider 4 kazısı’nda M.Ö. 62000 yıl öncesine ait tohumlar bulunmuş ve halen Kuzey Irak’ta tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Alp dağlarında yapılan kazılarda 5300 yıl öncesine ait olan buz adam cesedin yanında kancalı kurt ve mantar Okumaya devam et

Terlemeye karşı Mersin suyu!

30 Tem

Her ne kadar hoş bir durum olmasa da terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan fizyolojik bir olay. Ancak yine de bunu önlemenin çaresi yok değil. Ama buna geçmeden önce biraz terleme hakkında bilgi verelim…

Terleme nedir?

Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur.

Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur.

Neden terliyoruz?

Genellikle ortam sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Bu şekilde vücut ısımızı sabit tutmuş oluruz. Zaten bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir.

Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir.

Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler.

Terlemeye karşı neler yapılabilir?

Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanı sıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz;

  • Rahat ve hava alan kıyafetler giyin.
  • Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin.
  • Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak kötü kokuyu büyük ölçüde önleyebilirsiniz.
  • Kahve, alkol ve yakıcı gıdalardan uzak durun.
  • Zeytin yapraklarından yapılan çay düzenli tüketildiğinde terlemeyi önlüyor. Temizlenip yıkanmış 1 yemek kaşığı dolusu zeytin yaprağını, 150ml. suda kısık ateşte  3-4  kaynatarak elde edeceğiniz çayı, sabah-akşam günde 2 kez tekrar ederek içebilirsiniz.
  • Saf mersin suyu da hem antiseptik etkiye sahip, hem de ter kokularına ve terlemeye karşı etkili doğal bir çözüm. Özellikle saf doğal zeytinyağlı defneli sabunla yıkandıktan sonra, bir parça pamuğa dökeceğiniz mersin suyu ile koltuk altlarınızı ve terden şikayet ettiğiniz diğer bölgelere sürebilirsiniz.
  • Gülsuyu’nun tonik etkisi var. Arzu edenler alternatif olarak saf gülsuyunu tercih edebilirler.

Aşırı terleme için özel formül:

  • 30cc jojoba yağı,
  • 3 damla limon çiçeği uçucu yağı,
  • 2 damla limonotu uçucu yağı,
  • 2 damla bergamut uçucu yağı, cam bir şişede karıştırılıp çalkalanır, banyodan sonra özellikle koltuk altı bölgesine haricen uygulanır. Uygulama temiz cilde yapılamalıdır.

Not: Uçucu yağlar saf doğal uçucu yağ olmalıdır. Sentetik kimyasal karışım uçucu yağları önermiyoruz.


Doğal Tedavi Evi

Mütkiş Şifalı Bitkiler…

30 Tem

Abdestbozan Otu: Gülgillerden, siyah ve yeşil boya çıkartılan bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetreye ulaşır. Mide rahatsızlıklarında kullanılır.

Acı Ağaç: Sedefotugillerden, 2-3 metre boyundaki bitkinin, ince kabuklarının üzerinde sarı benekler bulunur, çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenlemede yardımcıdır.

Adam Otu: Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Ağrı kesici ve yatıştırıcı etkileri bulunur.

Ayı Üzümü: Fundagillerden, küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri bulunan ve tüylü bitki, 1-3 metre yüksekliğindedir. Çiçekleri pembe salkımlar halindeki Ayı Üzümünün, ishal kesici, idrar yollarını temizleyici etkileri vardır.

Baldırı Kara: Eğreltiotugillerden, nemli yerlerde yetişen bitkinin yaprakları at yelesini andırır. Grip ve soğuk algınlığında rahatlatıcı etki yaratır.

Binbirdelik Otu: Çalılık ve fundalıklar arasında yetişen, uzun ömürlü, otsu bir bitkidir. 30-80 santimetre boyunda, gövdesi dört köşeli bitkinin, yaprakları sapsız, çiçekleri parlak sarı renktedir. İdrar ve balgam söktürdüğü, iştah açtığı bilinir.

Bit Otu: 1-1.5 metre boyunda, tüylü bir meyvesi olan ve Mayıs-Haziran aylarında mavi-mor çiçekler açan bir bitkidir. Çok zehirli olduğundan dahilen kullanımı bugün terk edilmiştir. Önceleri tetanos, kuduz, sara gibi hastalıklarda yatıştırıcı olarak kullanılıyordu. Bugün bit, kene gibi vücut parazitlerini öldürmede kullanılır.

Çavdar Mahmuzu: Buğdaygillere ve özellikle çavdarların üzerinde asalak olarak yaşayan bir mantardır. Bitkiden kanamaları dindirmede yararlanılır.

Çoban Çantası: 30-40 santimetre boyunda, Mart ve Ekim ayları arasında beyaz çiçekleri olan otsu bir bitkidir. İdrar artırıcı, damarları daraltarak kanama dindirici ve kabız yapıcı etkisi bulunur.

Danabağırtan: Kışın yapraklarını dökmeyen, 50 santimetre boyunda, Mart-Eylül aylarında yeşilimsi beyaz çiçekler açan bir ottur. Bazı hayvan hastalıklarında, hayvanın derisi altına yerleştirilerek kullanılır.

Darifülfül: 4-6 santimetre koni biçiminde, açık esmer renkli, yakıcı ve keskin lezzetli olan meyveleri taze veya kurutulmuş halde baharat veya ilaç olarak kullanılır.

Deniz Kadayıfı: Yosuna benzer bir bitkidir. Denizlerde yetişen bitki, Atlantik Okyanusu sahillerinde bulunur.

Dövülmüş Avrat Otu : Bahar aylarında yeşilimsi çiçekler açan, kırmızı meyvelere sahip bir bitkidir. Kök ve gövdesi taze olarak veya yıkanıp kurutulduktan sonra toz haline getirilerek kullanılır. Kurutulmuş bitki müshil, kusturucu ve idrar söktürücü olarak bilinir. Taze bitkinin kullanımı tehlikelidir.

Dul Avrat Otu: 1 metre boyunda, yaz aylarında kırmızımsı çiçekler açan, büyük yapraklı bir bitkidir. Yapraklarından yapılan ilaçlar, romatizma ve nikris ağrılarını gidermede ve mide iltihaplarını iyileştirmede yardımcı olur.

Ebu Cehil Karpuzu: Bitki, kabakgillerdendir. Elma iriliğinde meyvesi bulunur. Zehirlidir ve 2 gramdan fazlası öldürebilir. Romatizma ağrılarını dindirir, kaşıntıları giderir.

Eşek Hıyarı: Haziran – Ağustos aylarında sarı renkli çiçekler açan, yol kenarlarında rastlanan bir bitkidir. Meyve ve köklerinden faydalanılır. Taze yapraklar basit yaralanmalarda kanamayı dindirir.

Farekulağı: Çuhaçiçeğigillerden, tohumları kuşyemi olarak kullanılan bitkilerin cins ismidir. Güzel kokan çiçekli bitki, beyazımtırak erguvan rengindedir.

Geyikdili: 20-30 santimetre boylarında, otsu bir bitkidir. Çiçeksizdir. Kökleriyle yapraklarının idrar söktürücü, hafif ishal giderici ve yara iyileştirici etkileri vardır.

Güzelavrat Otu: Patlıcangillerden, kireçli topraklarda yetişen bitki, 180 santimetre boyundadır ve birkaç sene yaşayabilir. Meyveleri yuvarlak ve siyahtır. İçeriğindeki atropin zehirlidir. Kalbi yavaşlatan, tansiyonu yükselten etkisi vardır.

Havacıva Otu: 20-30 santimetre boyunda, Mayıs-Temmuz aylarında mavi çiçekler açan, kumlu topraklarda yetişen otsu bir bitkidir. Kökünde taşıdığı kırmızı boya maddesi, boyamada kullanılır.

Hüsnü Yusuf: 60 santimetre boyunda kırmızı çiçekli bir bitkidir. Çiçekleri toplanıp kurutularak, kullanılacağı zaman suyla kaynatılarak içilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde hanımlar bu bitkiden hazırlanan merhemleri renk vermesi için ciltlerine, özellikle yüzlerinde kullanırdı.

Kadın Tuzluğu: 2 metre boyunda, Mayıs-Haziran ayları arasında parlak sarı renkli, güzel kokulu çiçekler açan dikenli bir çalıdır. Kırmızı renkli meyveleri vardır. Olgun meyveleri ve kurutulmuş kökü kullanılır. Meyveler hoşaf ve reçel yapımında da tüketilir. Ateş düşürücü, arpacıklarda ise pansuman yapıcı olarak kullanılır.

Kısa Mahmut: 10-50 santimetre boyunda, yaz aylarında türüne göre değişik renkli çiçekler açan bir bitkidir. Acı lezzetiyle mideyi uyararak, iştah açar.

Köpek Dili: 20-90 santimetre uzunluğunda, ilkbahar sonunda kırmızı çiçekler açan bir ottur. Mikrop öldürücü özelliğiyle basit yaralar üzerine taze yapraklarıyla kompres yapılır.

Kuzukulağı: Haziran-Eylül aylarında küçük çiçekler açan, ortalama 50 santimetre yüksekliğinde bir bitkidir. Kurutulmuş kökleri ve yaprakları ilaç olarak, taze bitki ise salata malzemesi olarak tüketilir. Eski Mısır’dan beri yemek malzemesidir.

Loğusa Otu: Mayıs-Eylül aylarında, türüne göre değişik renkli çiçekler açan otsu bir bitkidir. Yaprakları genellikle kalp şeklindedir. Loğusa Otu’nun kurutulmuş kökleri toz haline getirildikten sonra, suda kaynatıp bal, pekmez veya şekerle tatlandırılarak ya da doğrudan bala konup macun haline getirilerek alınabilir.

Oğulotu: Haziran-Eylül aylarında çiçek açan, limon kokulu 60-70 santimetrelik otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz veya sarımsıdır. Limona benzer kokusu ve lezzeti ile hazmı kolaylaştırıcıdır. Ayrıca uykusuzluk için yatmadan önce banyo suyuna 2 yemek kaşığı oğulotu yağı eklenerek yıkanmak faydalıdır.

Öküzgözü : Bileşikgillerden, çayır ve ormanlarda yetişen ve papatyayı andıran bir bitkidir.

Pelesenk Odunu: 10-15 metre boyunda, oval yapraklı bir ağaçtır. Pelesenk odunu mobilyacılıkta oldukça değerlidir. Pelesenk reçinesi ağrı kesici ve ateş düşürücü etki gösterir.

Peygamber Ağacı: 15 metreye kadar yükselebilen bu ağaçlar, mavi çiçeklidir. Terletici ve uyarıcı olması nedeniyle soğuk algınlığında kullanılır.

Sarısabır: Yaprakları dikenli bir ağaçtır. Kozmetik olarak da kullanılabilen Güneş yanığı ve egzamada iyileştirici etkisi bulunur.

Sinirliot: 20-30 santimetre yüksekliğinde, sulak yerleri seven ve Mayıs-Ekim aylarında türüne göre değişik renkli çiçekler açan otsu bitkidir. Taze yaprakları kanamaları durdurmada kullanılır.

Şeytanotu: 3 metreye kadar yükselebilen, büyük ve parçalı yapraklı, sarı çiçekleri olan otsu bir bitkidir. İran, Hindistan gibi ülkelerde baharat olarak bilinen bitki, iştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve sindirim sistemi gazlarını gidericidir.

Tavşan Memesi: Maki ormanlarında bulunan, kışın yapraklarını dökmeyen, 1 metre boyunda, nohut kadar kırmızı renkli meyveli ve çiçekler açan bir ağaççıktır. Acı lezzetiyle iştah açıcı, ayrıca idrar söktürücü ve ateş düşürücüdür.

Unutmabeni Çiçeği: Ballı baba familyasından, küçük yapraklı bir kır bitkisidir. Buna Aşkotu ve Güveyotu da denilir. İlkbaharda dallarının ucunda demetler halinde küçük pembe çiçekler açar. Dal uçları ve çiçek demetlerinin damıtılması ile elde edilen yağ, kozmetik sanayide yaygın olarak kullanılır. Çiçekleri ise sinirlilik hali, yarım baş ağrısı ve adet düzensizliklerinin tedavisinde yardımcıdır.

Venüssaçı: Rutubetli ve serin yerlerde, dere kenarlarında yetişen ve 20-40 santimetre yüksekliğinde otsu bir bitkidir. Öksürük kesici, balgam söktürücü ve göğsü yumuşatıcı özellikleri bulunur.

Yahudi Otu: 30-50 santimetre boyunda, yaz sonunda sonbahar mevsimine uzanan altın sarısı renkli çiçekli papatya ailesine ait bir bitkidir. İdrar söktürücüdür.

Yılan Yastığı: Baharda kötü kokulu, çok açık yeşil çiçekler açan, gölgeli ve serin yerleri seven, sonbaharda mısır koçanı gibi turuncu-kırmızı meyveler veren bir bitkidir. Taze yaprak ve kökler sivilcelerdeki cerahati toplamak için ve basit yaralarda pansuman yapıcı olarak kullanılır. Taze bitkiyi yemek, bulantı, kusma, ishal ve kalpte ritm bozukluklarıyla ölüme yol açan zehirlenmelere neden olabilir.

Yılancık: 15-80 santimetre boyunda, tüm yaprakları sık ve sert tüylü, koyu mor çiçekli bir bitkidir. Mikrop öldürücü etkisi nedeniyle yaralara sürülür.

Doğru Nefes ile Sağlığı Yakala

19 Tem

Sağlıklı yaşamın ilk prensiplerinden birisi doğru nefes almaktır. Farkında olalım ya da olmayalım sürekli nefes alıp veriyoruz. Ama eğer nefesi doğru şekilde almıyorsak, bu bizi çeşitli rahatsızlıkların kucağına atabilir. Tam ve derin bir nefesle yaklaşık yarım litre havayı ciğerlerimize çekeriz. Ciğerlerimiz bu havanın içindeki oksijeni kullanır. Oksijen bedenin en temel ihtiyaçlarından bir tanesidir. İç organların, beynin, sinir sisteminin, hücrelerin ve pek çok sistemin vazgeçilmezidir.

OKSİJEN AZLIĞI NELERE YOL AÇAR

Yeterli oksijen alınmadığında yorgunluk, sinirlilik, uyku düzensizliği gibi sorunlar yaşanır. Bağışıklık sistemi gitgide zayıflar, bu da pek çok hastalığa davetiye çıkarır. Beynimiz ise oksijene diğer organlardan daha fazla gereksinim duyar. Beyne yeterli oksijen gitmediğinde negatif düşünceler baş gösterir, depresyon, görme ve işitme bozuklukları meydana gelebilir. Akut bir dolaşım bozukluğu neticesi, kalp yeterince oksijen alamazsa kalp krizi, beyin oksijensiz kalırsa beyin kanaması oluşur.


DOĞRU NEFES NE KAZANDIRIYOR

Doğru ve derin alınan nefes organlarımıza ve tüm bedenimize gerekli oksijeni sağlarken, vücudumuzu da toksinlerden temizliyor. Doğru nefesle beyin oksijenle dolar, bunun sonucu tüm sistem adeta şarj olur. Hücreler ise kendilerine gerekli oksijeni daha kolay içlerine alırlar. Sinir sistemimiz sakinleşir. Bedenimize hormon üreten ve düzenleyen endoktrin sistemi doğru nefesten olumlu etkilenir.

YAVAŞ VE DERİN NEFES ALIN

Çoğu zaman yorgunluk ve bitkinlikten şikâyet ederiz. Bunun sebebi hızlı ve sığ nefes almak olabilir. Nefes alırken genellikle göğsün sadece üst kısmını kullanıyoruz. Bu yüzden yeterince oksijen alamıyor, yeterince de karbondioksit veremiyoruz. Toksinler bedenimizden atılamıyor. Dahası bu şekilde nefes almayı alışkanlık haline getirdiğimizde, akciğerler bu şekilde çalışmaya alışıp, bir süre sonra bazı fonksiyonlarını kaybetmeye başlayabiliyor. Neticede bağışıklık sistemi bozuluyor, yaşlanma hızlanıyor. Yapmamız gereken tek şey ise derin, diyaframdan başlayarak ve yavaş yavaş nefes almak. Unutmayın ki nefesinizi yavaşlatarak, enerjinizi artırabilirsiniz.

ETKİLİ BİR NEFES ALMA TEKNİĞİ

Vücut sistemini temizlemek için etkin bir nefes alma tekniği şöyle: Bir birim zamanda nefes alıyorsanız, dört birim zamanda içinizde tutmalı ve iki birim zamanda dışarı vermelisiniz. Örneğin iki saniyede nefes alıyorsanız, sekiz saniye içinde tutup, dört saniyede dışarı vermelisiniz. Nefes almaya karın bölgesinin en altından başlamak, tüm toksinleri dışarı atabilmek açısından önemli. Nefes alışların burundan, verişlerin ise ağızdan yapılması gerekiyor.

Bu tekniği günde en az üç defa, onar nefes alarak uyguladığınızda, bir süre sonra sağlığınızdaki olumlu gelişmelere şahit olacaksınız.

BURUN DELİKLERİNDEN KARŞILIKLI NEFES ALMA

Bu teknik bir yoga tekniğidir ve vücuttaki negatif ve pozitif enerjilerin dengelenmesine yöneliktir. Kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğinizde bu tekniği birkaç dakika uygulayarak, yeniden enerjinize kavuşabilirsiniz.

Sırtınız dik olarak rahat bir şekilde oturun. Burnunuzun her iki deliğinden nefes almaya başlayın. Sonra burnunuzun sağ deliğini, başparmağınızla tıkayın ve sol delikten nefes alırken dörde kadar sayın. Sonra yüzük parmağınızla sol deliği tıkayın ve sağ delikten nefesinizi dışarı verin. Bunu yaparken de yine dörde kadar sayın. Sonra aynı şekilde sağdan nefes alıp, soldan vermeye devam edin. Başlangıçta bir dakikayla başlayın, zamanla bu süreyi artırın.

TEMİZ HAVADA NEFES ALABİLMEK

Pek çoğumuz şehir ortamında yaşıyoruz ve kirli hava solumak zorunda kalıyoruz. Özellikle kış aylarında şehirden uzaklaşıp, temiz hava solumak için şartlarınızı zorlayın. Nefes alma tekniklerini temiz havada uygulamak her zaman en iyisidir. Havanın temiz olabilmesi için negatif iyonlarla dolu olması gerekir. Negatif iyonlar doğada güneş ışığı, rüzgâr, şelâleler, kıyıya çarpan dalgalar, yağmurlar vasıtasıyla meydana gelirler. Yıldırımlı havalardan sonra hava negatif iyonlarla yeniden şarj olduğundan, bu hava nefes almak için idealdir. Deniz kenarları ve dağlık bölgeler de negatif iyonlu temiz havalı yerlerdir. Hatta yapılan çalışmalar, negatif iyonlarla şarj edilmiş yerlerde yaraların daha çabuk iyileştiğini göstermiştir. Şimşekli ya da yağmurlu bir havadan sonra o mis gibi ve tertemiz havayı kaçırmayın. Pencerelerinizi açarak, sağlığın içeri girmesine izin verin. Tertemiz havayı ciğerlerinizin derinliklerine kadar içinize çekin. Bedeninizi oksijene doyurun.

Renklerle Tedavi

19 Tem

Renk kavramının insanlar tarafından çok iyi bilinmesine karşın, renklerin tedavi alanında kullanılması bugünkü alternatif tıpta oldukça yeni ele alınan bir konudur. Canlılar için değeri çok önemli olan renklerin tedavide de gerek ruhsal, gerekse de bedensel açıdan önemleri ve iyileştirici özellikleri vardır.

Tarihçesi çok eskilere dayanır. Eski mısır’da, Çin’de ve Hindistan’da eski çağlarda yoğun biçimde kullanılmaktaydı. Son yıllarda ise pek çok uygar ülkede renk tedavisi yöntemleri gelişti. Renk tedavisi tekniklerinin esası insanda enerji merkezleri olduğu varsayılan çakralara bağlanır (Chakralar) Hintliler bu merkezlere Chakralar adını vermişlerdir. Bu merkezlerin her biri bir renkle uyum hayli içindedir. Organik veya psikolojik olarak bu merkezler görevlerini bazen yapamazlar. Dolayısıyla her bir merkezin içerdiği alanlarda ortaya bazı sağlık sorunları çıkar. İşte bu durumlarda her merkezin uyumunda bulunan renk titreşimleri azalır. Renk tedavisinin temeli ise azalan bu renklerin titreşimlerini artırıp eski normal durumuna getirerek şifa sağlamaktır. Hastanın gereksinim duyduğu renk titreşimlerinin yanı sıra gerekli olan renklerle ilgili besinler de tavsiye edilir. Renk titreşimlerinin azalması halinde, gerekli merkeze yapılan renk tedavisi gerektiren hastalık belirtileri, verilmesi gereken renk titreşimleri ve gıda maddeleri şunlardır.

Beyaz: Beyaz renk süper bir renktir. Bu renkle uyum halinde olan Chakra Hintçe’de Udana Okumaya devam et

Vitaminlerin Şifası

15 Tem

A VİTAMİNİ

Nerede Bulunur: Süt, tereyağı, beyaz peynir, ciğer,balık, yumurta,yeşil sebze, havuç.

Neye Yarar: Gözlere, cilde, büyümeye ve gelişmeye yarar.

Eksikse ne Olur: Kuru ve Pürüzlü Cilt,gece körlüğü ve körlük.

D VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Süt, tereyağı, peynir, yumurta sarısı, karaciğer, balık yağı, balık.

Neye yarar: Kemiklerdeki kalsiyum ve fosforu sağlar.

Eksikse ne olur: Raşitizm (kemiklerin eğriliği), kemik erimesi (osteoporoz) ve

kemik kırılması.

E VİTAMİNİ

Nerede Bulunur: Bitkisel yağlar,yeşil yapraklı sebzeler,buğday tohumu.

Neye yarar: Hücrelerin korunmasına yarar. Antioksittir, vücut dokularını korur.

Eksik ise ne olur: Pek çok hastalığa davet eder. Vücudun bağışlık sistemi çöker.

K VİTAMİNİ

Nerede Bulunur: Yeşil yapraklı sebzelerde,özellikle ıspanak ve lahanada bulunur.
Neye yarar: Kanın pıhtılaştırmaya yarar.Hemofili hastalarının bol bol ıspanak ve lahana yemesi gerekir.

Eksik ise ne olur: Pıhtılaşma sorunları sıkça yaşanır.

C VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Yeşil sebze,narenciye (limon,portakal, greyfurt), çilek, domates, kivi, lahana, biber, kavun.

Neye yarar: Hücrelerin korunmasında,demirin absorbe edilmesinde,grip ve nezleden korunmaya yarar.

Eksikse ne olur: Mikroplu hastalıkların yaygınlaşması.

B-1 VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Bira mayasında,tahıl,et,un,patates.

Neye yarar: Sinir dokusunun korunmasında.

Eksik ise ne olur: Halsizlik, iştahsızlık.

B-2 VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Süt,yumurta,balık,et,tahıl,karaciğer.

Neye yarar: Dokuları ve görme duyusunu korur.

Eksik ise ne olur: Cilt yarası,ağlama hissi.

PP VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Çeşitli etler, balıklar,karaciğer ve baklagiller.

Neye yarar: Metabolizmanın yenilenmesine yarar.

Eksik ise ne olur: Cüzzam,depresyon, iştahsızlık, zayıflık.

B5 VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Yumurta sarısı,yeşil sebze, karaciğer, bira mayası ve kuru sebze.

Neye yarar: Organların ve dokuların hücrelerini besler.

Eksik ise ne olur: Bağırsak rahatsızlıkları, baş ağrısı.

B6 VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Tahıllar, yumurta,sebze, patates, balık ve et.

Neye yarar: Hücreleri, deri yüzeyini, sinir dokularını korur.

Eksik ise ne olur: Kusma, kraplar, anemi, sinir rahatsızlıkları.

B-12 VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Ciğer, balık, et ve süt.

Neye yarar: Alyuvar oluşmasına.

Eksik ise ne olur: Anemi, sinir hastalıkları.

H VİTAMİNİ

Nerede bulunur: Ciğer, et, yumurta, süt, yerfıstığı ve çikolata.

Neye yarar: Hücreler için gerekli.

Eksik ise ne olur: Bulantı ve iştahsızlık.

FOLİKASİT

Nerede bulunur: Ciğer, sebze ve patates.

Neye yarar: Alyuvar oluşmasına.

Eksik ise ne olur: Alyuvar azlığı (anemi), sinir rahatsızlıkları.

Doğal Viagra

11 Tem

Viagraya rakip geliyor. Doğada bolca bulunan bu bitki cinsel güce güç katıyor. Henüz Mersin’de bulunan bu bitki, Türkiye’ye yayılacak gibi.

Çakşır otu, kapari bitkisi gibi erkeklerde cinsel gücü artırıcı ilaç olarak kullanılan viagraya hammadde olabilir.

Çukurova Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ, kaparinin kilosunun 3-5 YTLye satıldığını, oysa bundan yapılan viagranın tek tabletinin fiyatının dozuna göre 20 ile 50 YTL arasında değiştiğini vurguladı.

ÇAKŞIR OTU

Prof. Dr. Düzenli, Doğu, Orta, Güney, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz de yoğun olarak yetişen, Türkçe ismi çakşır otu; Latince ismi ise ferula elaeochytris olan bu bitkinin mayıs-eylül döneminde doğadan toplandığını bildirdi.

Çakşır otunun, çok eski tarihlerden beri bilinen ve kullanılan bir bitki olduğunu, Doğu Anadolu da haşlanıp acılığı giderildikten sonra gıda olarak kullanıldığını, turşusunun bile yapıldığını vurgulayan Düzenli, şunları kaydetti:

HALK ARASINDA “KOCAKARI İLACI” Bu bitki hayvan yemi olarak da kullanılır. Çakşır otunun kökleri toz haline getirilip bal ile karıştırılarak kudreti arttırıcı olarak yıllardır kullanılıyor. Buna halk arasında “kocakarı ilacı” denir. Bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey olmasa da uygulamada görülen faydaları bu bitkinin bir takım afrodizyak özelliklere sahip olduğunu gösteriyor. Savaş yıllarında bile askerlerin güçlenmesi için bu bitkinin tomurcuklarının yedirildiği söylenir KİLOSU 10-20 YTL

Bu arada, Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin Büklüboyun, Kenger ve Kozpınarı mevkisinde yetişen Çakşır otu köylüler tarafından toplanarak dükkanların yanı sıra seyyar tablalarda da satılıyor. Bitkinin tohumu ile kökünü naylon ambalajlı ve poşette satan seyyar aktar İbrahim Sakallı, çakşır otunu yiyenlerin viagraya ihtiyaç duymayacağını iddia ederken talebi karşılamakta zorlandığını belirtti. Sakallı, çakşır otu kökünün kilo fiyatının 20, tohumunun kilosunun ise 10 YTL olduğunu bildirdi.

A.A.