Mütkiş Şifalı Bitkiler…

30 Tem

Abdestbozan Otu: Gülgillerden, siyah ve yeşil boya çıkartılan bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetreye ulaşır. Mide rahatsızlıklarında kullanılır.

Acı Ağaç: Sedefotugillerden, 2-3 metre boyundaki bitkinin, ince kabuklarının üzerinde sarı benekler bulunur, çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenlemede yardımcıdır.

Adam Otu: Mavimsi-mor renkli çiçekler açan, rozet yapraklı ve kazık köklü çok yıllık otsu bir bitkidir. Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir. Ağrı kesici ve yatıştırıcı etkileri bulunur.

Ayı Üzümü: Fundagillerden, küçük taneler halinde kırmızı renkli yemişleri bulunan ve tüylü bitki, 1-3 metre yüksekliğindedir. Çiçekleri pembe salkımlar halindeki Ayı Üzümünün, ishal kesici, idrar yollarını temizleyici etkileri vardır.

Baldırı Kara: Eğreltiotugillerden, nemli yerlerde yetişen bitkinin yaprakları at yelesini andırır. Grip ve soğuk algınlığında rahatlatıcı etki yaratır.

Binbirdelik Otu: Çalılık ve fundalıklar arasında yetişen, uzun ömürlü, otsu bir bitkidir. 30-80 santimetre boyunda, gövdesi dört köşeli bitkinin, yaprakları sapsız, çiçekleri parlak sarı renktedir. İdrar ve balgam söktürdüğü, iştah açtığı bilinir.

Bit Otu: 1-1.5 metre boyunda, tüylü bir meyvesi olan ve Mayıs-Haziran aylarında mavi-mor çiçekler açan bir bitkidir. Çok zehirli olduğundan dahilen kullanımı bugün terk edilmiştir. Önceleri tetanos, kuduz, sara gibi hastalıklarda yatıştırıcı olarak kullanılıyordu. Bugün bit, kene gibi vücut parazitlerini öldürmede kullanılır.

Çavdar Mahmuzu: Buğdaygillere ve özellikle çavdarların üzerinde asalak olarak yaşayan bir mantardır. Bitkiden kanamaları dindirmede yararlanılır.

Çoban Çantası: 30-40 santimetre boyunda, Mart ve Ekim ayları arasında beyaz çiçekleri olan otsu bir bitkidir. İdrar artırıcı, damarları daraltarak kanama dindirici ve kabız yapıcı etkisi bulunur.

Danabağırtan: Kışın yapraklarını dökmeyen, 50 santimetre boyunda, Mart-Eylül aylarında yeşilimsi beyaz çiçekler açan bir ottur. Bazı hayvan hastalıklarında, hayvanın derisi altına yerleştirilerek kullanılır.

Darifülfül: 4-6 santimetre koni biçiminde, açık esmer renkli, yakıcı ve keskin lezzetli olan meyveleri taze veya kurutulmuş halde baharat veya ilaç olarak kullanılır.

Deniz Kadayıfı: Yosuna benzer bir bitkidir. Denizlerde yetişen bitki, Atlantik Okyanusu sahillerinde bulunur.

Dövülmüş Avrat Otu : Bahar aylarında yeşilimsi çiçekler açan, kırmızı meyvelere sahip bir bitkidir. Kök ve gövdesi taze olarak veya yıkanıp kurutulduktan sonra toz haline getirilerek kullanılır. Kurutulmuş bitki müshil, kusturucu ve idrar söktürücü olarak bilinir. Taze bitkinin kullanımı tehlikelidir.

Dul Avrat Otu: 1 metre boyunda, yaz aylarında kırmızımsı çiçekler açan, büyük yapraklı bir bitkidir. Yapraklarından yapılan ilaçlar, romatizma ve nikris ağrılarını gidermede ve mide iltihaplarını iyileştirmede yardımcı olur.

Ebu Cehil Karpuzu: Bitki, kabakgillerdendir. Elma iriliğinde meyvesi bulunur. Zehirlidir ve 2 gramdan fazlası öldürebilir. Romatizma ağrılarını dindirir, kaşıntıları giderir.

Eşek Hıyarı: Haziran – Ağustos aylarında sarı renkli çiçekler açan, yol kenarlarında rastlanan bir bitkidir. Meyve ve köklerinden faydalanılır. Taze yapraklar basit yaralanmalarda kanamayı dindirir.

Farekulağı: Çuhaçiçeğigillerden, tohumları kuşyemi olarak kullanılan bitkilerin cins ismidir. Güzel kokan çiçekli bitki, beyazımtırak erguvan rengindedir.

Geyikdili: 20-30 santimetre boylarında, otsu bir bitkidir. Çiçeksizdir. Kökleriyle yapraklarının idrar söktürücü, hafif ishal giderici ve yara iyileştirici etkileri vardır.

Güzelavrat Otu: Patlıcangillerden, kireçli topraklarda yetişen bitki, 180 santimetre boyundadır ve birkaç sene yaşayabilir. Meyveleri yuvarlak ve siyahtır. İçeriğindeki atropin zehirlidir. Kalbi yavaşlatan, tansiyonu yükselten etkisi vardır.

Havacıva Otu: 20-30 santimetre boyunda, Mayıs-Temmuz aylarında mavi çiçekler açan, kumlu topraklarda yetişen otsu bir bitkidir. Kökünde taşıdığı kırmızı boya maddesi, boyamada kullanılır.

Hüsnü Yusuf: 60 santimetre boyunda kırmızı çiçekli bir bitkidir. Çiçekleri toplanıp kurutularak, kullanılacağı zaman suyla kaynatılarak içilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde hanımlar bu bitkiden hazırlanan merhemleri renk vermesi için ciltlerine, özellikle yüzlerinde kullanırdı.

Kadın Tuzluğu: 2 metre boyunda, Mayıs-Haziran ayları arasında parlak sarı renkli, güzel kokulu çiçekler açan dikenli bir çalıdır. Kırmızı renkli meyveleri vardır. Olgun meyveleri ve kurutulmuş kökü kullanılır. Meyveler hoşaf ve reçel yapımında da tüketilir. Ateş düşürücü, arpacıklarda ise pansuman yapıcı olarak kullanılır.

Kısa Mahmut: 10-50 santimetre boyunda, yaz aylarında türüne göre değişik renkli çiçekler açan bir bitkidir. Acı lezzetiyle mideyi uyararak, iştah açar.

Köpek Dili: 20-90 santimetre uzunluğunda, ilkbahar sonunda kırmızı çiçekler açan bir ottur. Mikrop öldürücü özelliğiyle basit yaralar üzerine taze yapraklarıyla kompres yapılır.

Kuzukulağı: Haziran-Eylül aylarında küçük çiçekler açan, ortalama 50 santimetre yüksekliğinde bir bitkidir. Kurutulmuş kökleri ve yaprakları ilaç olarak, taze bitki ise salata malzemesi olarak tüketilir. Eski Mısır’dan beri yemek malzemesidir.

Loğusa Otu: Mayıs-Eylül aylarında, türüne göre değişik renkli çiçekler açan otsu bir bitkidir. Yaprakları genellikle kalp şeklindedir. Loğusa Otu’nun kurutulmuş kökleri toz haline getirildikten sonra, suda kaynatıp bal, pekmez veya şekerle tatlandırılarak ya da doğrudan bala konup macun haline getirilerek alınabilir.

Oğulotu: Haziran-Eylül aylarında çiçek açan, limon kokulu 60-70 santimetrelik otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz veya sarımsıdır. Limona benzer kokusu ve lezzeti ile hazmı kolaylaştırıcıdır. Ayrıca uykusuzluk için yatmadan önce banyo suyuna 2 yemek kaşığı oğulotu yağı eklenerek yıkanmak faydalıdır.

Öküzgözü : Bileşikgillerden, çayır ve ormanlarda yetişen ve papatyayı andıran bir bitkidir.

Pelesenk Odunu: 10-15 metre boyunda, oval yapraklı bir ağaçtır. Pelesenk odunu mobilyacılıkta oldukça değerlidir. Pelesenk reçinesi ağrı kesici ve ateş düşürücü etki gösterir.

Peygamber Ağacı: 15 metreye kadar yükselebilen bu ağaçlar, mavi çiçeklidir. Terletici ve uyarıcı olması nedeniyle soğuk algınlığında kullanılır.

Sarısabır: Yaprakları dikenli bir ağaçtır. Kozmetik olarak da kullanılabilen Güneş yanığı ve egzamada iyileştirici etkisi bulunur.

Sinirliot: 20-30 santimetre yüksekliğinde, sulak yerleri seven ve Mayıs-Ekim aylarında türüne göre değişik renkli çiçekler açan otsu bitkidir. Taze yaprakları kanamaları durdurmada kullanılır.

Şeytanotu: 3 metreye kadar yükselebilen, büyük ve parçalı yapraklı, sarı çiçekleri olan otsu bir bitkidir. İran, Hindistan gibi ülkelerde baharat olarak bilinen bitki, iştah açıcı, hazmı kolaylaştırıcı ve sindirim sistemi gazlarını gidericidir.

Tavşan Memesi: Maki ormanlarında bulunan, kışın yapraklarını dökmeyen, 1 metre boyunda, nohut kadar kırmızı renkli meyveli ve çiçekler açan bir ağaççıktır. Acı lezzetiyle iştah açıcı, ayrıca idrar söktürücü ve ateş düşürücüdür.

Unutmabeni Çiçeği: Ballı baba familyasından, küçük yapraklı bir kır bitkisidir. Buna Aşkotu ve Güveyotu da denilir. İlkbaharda dallarının ucunda demetler halinde küçük pembe çiçekler açar. Dal uçları ve çiçek demetlerinin damıtılması ile elde edilen yağ, kozmetik sanayide yaygın olarak kullanılır. Çiçekleri ise sinirlilik hali, yarım baş ağrısı ve adet düzensizliklerinin tedavisinde yardımcıdır.

Venüssaçı: Rutubetli ve serin yerlerde, dere kenarlarında yetişen ve 20-40 santimetre yüksekliğinde otsu bir bitkidir. Öksürük kesici, balgam söktürücü ve göğsü yumuşatıcı özellikleri bulunur.

Yahudi Otu: 30-50 santimetre boyunda, yaz sonunda sonbahar mevsimine uzanan altın sarısı renkli çiçekli papatya ailesine ait bir bitkidir. İdrar söktürücüdür.

Yılan Yastığı: Baharda kötü kokulu, çok açık yeşil çiçekler açan, gölgeli ve serin yerleri seven, sonbaharda mısır koçanı gibi turuncu-kırmızı meyveler veren bir bitkidir. Taze yaprak ve kökler sivilcelerdeki cerahati toplamak için ve basit yaralarda pansuman yapıcı olarak kullanılır. Taze bitkiyi yemek, bulantı, kusma, ishal ve kalpte ritm bozukluklarıyla ölüme yol açan zehirlenmelere neden olabilir.

Yılancık: 15-80 santimetre boyunda, tüm yaprakları sık ve sert tüylü, koyu mor çiçekli bir bitkidir. Mikrop öldürücü etkisi nedeniyle yaralara sürülür.

Kadınlara özel “kanserden korunma rehberi”

28 Tem

Roberta Altman, “Every Woman’s Handbook for Preventing Cancer” (Her Kadının Kanseri Önleme Kitabı) isimli kitabında kanserden korunmanın yollarını gösteriyor. Yazar, hem direk etkisi kanıtlanan konulara yer veriyor, hem de şüpheli konulara.

Kansere etkisi olduğu kanıtlanmamış konulara neden yer veriyor? Çünkü bir şeyin “kanserojen” olduğunun kanıtlanması uzun yıllar alıyor. O uzun yıllar boyunca o kanserojen maddeyi doktorlar tavsiye ediyor, devlet kullanılmasına izin veriyor. Bu sırada binlerce insan hastalanıyor ve “ kanser yapıyormuş” deniyor.

Verebileceğimiz en çarpıcı örnek sigara. Amerikalı bir doktor bundan uzun yıllar önce her gün bir tane sigara içilirse akciğer kanserinden korunacağımızı duyurdu. Biz de eve gelen misafirlerimize ısrarla sigara ikram ettik. Küçük yaşta sigaraya başladık. Şimdi, sigara “kanserojen” olduğu kanıtlandığı için yasaklanıyor.

Yani, bu örnek gibi, bazı şeylerin genel kabul görmesini beklemeden, aklıselimle uzak durmak en iyisi galiba. Gelelim Roberta Altman’ın tavsiyelerine:

Bunlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın:

Sigara: Sigaranın zararlarını hepimiz biliyoruz. Sigara içilen kapalı yerlerde bile durmamak en iyisi.

Kimyasallar: Yiyecekler, içecekler, soluduğumuz spreyler, vücudumuza sürdüğümüz kremler, parfümler, deterjanlar, plastik kaplar ve böcek ilaçları ile kimyasallara maruz kalıyoruz. Bunların en tehlikeleri vücuttaki östrojen hormonunu taklit ederek meme, yumurtalık kanserine sebep olanlar. Kısaca, markette satılan çoğu şeyden uzaklaşıp, doğal ürünleri hayatınıza sokmanın zamanı geldi.

Cep telefonu: Cep telefonu ve baz istasyonları hakkında araştırmalar sürüyor. Çok geç olmadan, cep telefonunu uzaklaştırın. Mutlaka kullanmak zorundaysanız, üstünüzde taşımayın, çok kısa süre konuşup kapatın, kullanmadığınız zamanlarda kapalı tutun (hatta içindeki çipini çıkarın). Çocuklar ve hamileler cep telefonuna yaklaşmamalı ve onların bulunduğu ortamda cep telefonuyla konuşulmamalı.
Şeker: Şeker kanser hücrelerinin en sevdiği şeydir. Şekerden ve yapay tatlandırıcılardan uzak durun. Çiğ yiyeceğiniz yemekleri balla, pişireceklerinizi pekmezle tatlandırabilirsiniz.

Spreyler: Deodoran, oda kokusu, böcek ilacı, mobilya cilası, saç bakım ürünleri sprey şeklinde olabiliyor. Soluduğunuz bu spreylerin içindeki kimyasallar size zarar verebilir. Bunları hiç kullanmamaya çalışın.

Hormonlu süt ve et: Genleri değiştirilerek üretilmiş BST (bovine somatotropin) isimli bir ilaç hayvanlarda süt üretimini artırmak için kullanılıyor. Bu da IGF-1 (insulinlike growth hormone – insüline benzer büyüme hormonları) salgılanmasına yol açıyor. IGF-1 ise normal meme epitelini kansere çevirebiliyor. İçtiğiniz sütün, yediğiniz etin hormonlu olmadığından emin olun. Alışveriş yaptığınız yerlere baskı yaparak üreticilerin üretim yöntemlerini öğrenin.

Yapay tatlandırıcılar: Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi geçmişte “siklamat” isimli yapay tatlandırıcıyı mesane kanserine sebep olduğu için yasakladı. Diğer yapay tatlandırıcılardan ve bunların kullanıldığı diyet içeceklerden kaçınmakta fayda var.

Kürtaj: Bazı araştırmalar kürtaj yaptırmanın meme kanseri riskini arttırdığını ortaya koyuyor. Bazı araştırmalar ise bir bağlantı olmadığını iddia ediyor. Siz gene de kürtajı bir doğum kontrol yöntemi olarak görmeyin.

Alkol: Bazı bilim adamları çok az alkolün bir zararı yok dese de, 1987 yılında New England Journal of Medicine dergisinin yayınladığı bir araştırmaya göre “az alkol tüketmek bile kanser riskini yüzde 50 artırıyor”.

Saç boyası: Saç boyalarının bileşiminde bulunan kimyasal maddelerin bir kısmının kanserojen olduğu biliniyor, bir kısmı için araştırmalar hala sürüyor. Bu kimyasallar kafa derisinden vücuda geçebiliyor.

Hormon tedavisi: Menopoz dönemindeki kadınlara dayatılan HRT (hormon replasman tedavisi)’nin meme ve endometriyal kanser riskini artırdığı kanıtlandı.

Nitratlar, nitritler ve nitrosaminler: Şarküteri ürünlerine ve bazı peynirlere katılan nitratlar oda ısısında nitritlere, onlar da daha sonra nitrosaminlere dönüşür. Daha çok sosis, salam, sucuk gibi yiyeceklerde bulunan nitratlar mide ve esophageal kansere yol açabilir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar: Bazı araştırmalar kolesterol düşürücü ilaçların kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Ciddi bir kalp hastalığınız yoksa bu hapları kullanmak yerine daha az yemek yiyerek, spor yaparak, daha sağlıklı yiyecekler seçerek kolesterolünüzü düşürmeyi deneyebilirsiniz.

DDT ve diğer böcek ilaçlarıyla yetiştirilmiş meyve sebze: DDT birçok ülkede yasaklandı ama yasaklanmasından 20 sene sonra bile insan vücudunda bulundu. DDT de östrojen hormonunu taklit ediyor. Hiç böcek ilacı kullanılmadan yetiştirilmiş meyve ve sebze bulmak en iyisi. Bulamıyorsanız meyve ve sebzelerin en azından kabuğunda biriken yabancı maddelerden kurtulmak için sirkeli suda bekletin. Üzerine böcek ilacı sıkılmamış organik ürünler satın almaya çalışın.

Dioksin içeren ürünler: Dioksin son derece toksik ve kanserojen olduğu bütün resmi kurumlarca kabul edilmiş bir madde. Tuvalet kağıdı, kağıt havlu, kağıt mendil, süt ve meyve suyu kartonları, tamponlar, kahve makinesi filtreleri, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler klorlu ağartma işleminden geçerse dioksin içerebiliyor. Hem kullanılırken, hem de kullanıldıktan sonra çöplüklerde yakıldığında solunum yoluyla vücudumuza girebiliyor. Pamuklu bezden yapılmış çocuk bezlerine, adet dönemi bezlerine ve peçetelere geri döneceğiz.

Diüretik ilaçlar: Vücuttan su atmak için kullanılan diüretik ilaçlar böbrek kanserine sebep olabiliyor. Bu ilaçları kullanmak yerine yemeklerinize daha az tuz atmayı deneyin.

Kuru temizleme: Kuru temizleme sırasında kullanılan kimyasallardan “perchloroethylene”den uzak durmakta fayda var. Bu konuda araştırma yapan Dr. Edward Groth kuru temizleme gerektiren giysiler kullanmamayı öneriyor.

Mamografi: Bazı doktorların tavsiye ettiği gibi her sene mamografi çektirmenin bazı yan etkileri de var. Mamogram kendi başına bir radyasyon kaynağıdır.

Ağız temizleme sıvıları: Amerikan Kanser Enstitüsü, içinde en az yüzde 25 alkol bulunan ağız temizleme sıvılarının oral ve pharyngeal kansere sebep olduğunu bildirdi.

Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapları hakkında çok şey söylendi. Kimi kansere sebep olmaz derken, kimi olur diyor. Üstelik çok da farklı çeşitleri var. Ama aklınızda bulunsun; Amerikan Kanser Enstitüsü’nün 1995 yılında yaptığı bir araştırmaya göre meme kanseri riskini artırabiliyor. Rahim ağzı kanseri riskini de artırabiliyor.

Çokeşlilik: Birden fazla insanla cinsellik veya eşin başka ilişkilerinin olması rahim ağzı kanseri riskini artırıyor.

X-ışınları: Çok mecbur kalmadıkça röntgen çektirmemeye çalışın. Lösemi ve meme kanseri vakalarıyla ilgili yapılan bir araştırmada x-ışınları küçük de olsa nedenler arasında bulundu.

Elektromanyetik dalgalar: Cep telefonları, kablosuz internet bağlantısı, radyo dalgaları vücudumuza zararlı ışınlar yayıyorlar. Sadece bunlar da değil, elektrikle çalışan ütü, televizyon, çalar saat, bilgisayar, süpürge, buzdolabı gibi ev aletleri veya fotokopi makinası gibi ofis aletleri de elektromanyetik dalga yayıyor. Bu aletler çalışırken mümkün olduğu kadar uzakta durun. Çalar saatinizi başucunuzda tutmayın. Yatak odanızda veya odanızın yakınında hiçbir elektrikli alet tutmayın. Kullanmadığınız zaman fişten çıkarın.

Asbest: Asbest Amerika’da 1970’lere kadar yoğun bir biçimde yalıtım sistemlerinde kullanıldı. Binaların yerlerinde ve döşemelerinde de bulunabiliyor. Akciğer ve larinks kanserlerine sebep olabilen asbestten uzak durmak gerekiyor.

Roberta Altman’ın, “Every Woman’s Handbook for Preventing Cancer” (Her Kadının Kanseri Önleme Kitabı) isimli kitabından vücudumuzu kanserden korumaya yardımcı olacak yollar şöyle:

Vücudunuzu güçlendirmek için:

Yeme alışkanlıklarınızı değiştirin: Daha az ama daha besleyici gıdalarla beslenin. Pişmiş yemeklerin yanı sıra bolca çiğ sebze meyve tüketin. Sindirim sisteminizin daha rahat çalışabilmesi için karışık yemekler yemeyin. Acıkmadan sofraya oturmayın. Doğal gübreyle yetiştirilmiş, üzerine kimyasal ilaç sıkılmamış meyve, sebze, kuru yemiş, tahıl ve baklagilleri tercih edin.

Çocuk doğurmak: 30 yaşından önce çocuk doğurmak meme kanseri riskini azaltıyor.
Bebeğinizi emzirmek: Bebeğinizi emzirmek hem onun, hem de sizin sağlığınız için mükemmel bir fırsattır.

İyimserlik: Stres, depresyon, kendine güvenmeme gibi duygular vücudu olumsuz yönde etkiliyor. Mümkün olduğunca iyimserliği korumaya çalışmak bağışıklık sisteminizi her anlamda daha sağlam tutacaktır.

Keten tohumu: Sabahları taze kavrulmuş ve öğütülmüş keten tohumu yiyin, salatalarınıza serpin, hamur işlerine katın. Keten tohumunu öğütülmüş olarak satın almayın çünkü içindeki faydalı maddeler bayatlayabilir. Kullanacağınız kadarını hafif ateşte yağsız olarak çok az kavurup tahta havanda dövün.

Sarımsak: Her gün bir diş sarımsak yemek hastalıkları uzak tutar.

Antioksidanlar: Meyve ve sebzelerde bulunan antioksidanların bağışıklık sistemimize yardımcı olduğu biliniyor. Mevsimin meyve sebzesini seçin, özellikle çiğ tüketmeye çalışın.

Beta-karoten içeren yiyecekler: Kayısı, brokoli, kavun, havuç, yumurta, karaciğer, şeftali, balkabağı, kıvırcık salata, ıspanak, domates, tam yağlı süt gibi yiyecekler beta-karoten içerir. Bunları mevsiminde ve organik olanlarından yemeye çalışın.

Lifli gıdalar: Kepekli tahıllar, tam buğday unu gibi kepeği ayrılmamış unlar, kepekli pirinç, yulaf ezmesi, nohut, mercimek, badem, yerfıstığı, enginar, taze fasulye, brokoli, Brüksel lahanası, beyaz ve kırmızı lahana, havuç, karnabahar, kereviz, mısır, şalgam, patates, ıspanak, domates, elma, kuru veya taze kayısı, muz, kavun, kiraz, vişne, hurma, kuru veya taze incir, greyfurt, portakal, şeftali, armut, üzüm, çilek lif bakımından zengin gıdalar. Meyveleri kabuğu ve çekirdeğiyle yemek çok daha iyi.

Lahana ve karnabahar ailesi: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, kara lahana, karnabahar, şalgam, turp gibi sebzeleri bol bol yiyin.

Spor: Düzenli olarak ve aşırıya kaçmadan yürüyüş, koşu, yüzme gibi sporları yapanların bağışıklık sistemi kuvvetleniyor.

Yeşil çay: Yeşil çay fazla işlem görmemiştir, çay yaprakları sadece kurutulur. Bir bardak sıcak suyu ateşten aldıktan sonra bir çimdik yeşil çayı içine atın. 2-3 dakika üstü kapalı olarak demleyip süzün.

Zeytinyağı: Atina Üniversitesi ve Harvard Halk Sağlığı Okulu’nun 2300 kadın üzerinde yaptıkları araştırma, günde bir öğünden fazla zeytinyağı kullanan kadınların daha az kullananlara oranla meme kanseri risklerinin daha düşük olduğunu gösterdi.

Omega 3 yağ asitleri: Mucizevi yağ denen omega-3 yağ asitleri balık, keten tohumu, semizotu ve cevizde bulunuyor. Vücudun savunma sistemini güçlendirmek için bu yiyeceklerden tüketmemiz tavsiye ediliyor.

Selenyum: Selenyum minerali de antioksidan vazifesi yaparak vücudumuzu koruyanlardan. Kansere karşı korunmada da etkili olduğu söyleniyor. En iyi selenyum kaynakları balık, böbrek, karaciğer, et, yer fıstığı, tam tahıllar (kabuğu ayrılmamış tahıllar ve unları).

Sebzeler: Sebze yemek, özellikle de çiğ sebze yemek bağışıklık sistemi için çok önemli. Kereviz, pırasa, soğan, domates, enginar, ıspanak gibi sebzeleri çiğ olarak yemeyi deneyin. Sadece mevsimin meyve sebzesini kullanın. Donmuş veya konserve sebzeleri almamaya çalışın. Organik olanları tercih edin ve eğer mümkünse kendiniz yetiştirin. Roka, maydanoz, dereotu, domates, biber, salatalık, bakla çok kolayca yetiştirilebiliyor.

E vitamini: Vücudumuzda bulunan serbest radikalleri atan antioksidanlardan biri de E vitaminidir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. E vitamini alabileceğiniz yiyecekler hindiba, hardal otu, balkabağı, elma, kayısı, şeftali, balık, badem ve ayçekirdeği.

Derleyenler :
Osman & Ebru & Nurten ÖZBODUÇ
Fitoterapist – Bioenerjist

Vücudumuzun Hastalık öncesi verdiği Sinyaller

28 Tem

Vücudumuzda günlük hayatta gözlemlediğimiz pek çok tepki kimi hastalıkların belirtileri olabilir. Sağlık konularında araştırmaları ve kitaplarıyla tanınan İngiliz Tıp Uzmanı Jacqueline Nardi Egan, insan kitabı yayınladı.

İşte vücutta görülen sorunlar, sebepleri ve pratik çözümler:

Aşırı derecede ince saçlar: Protein ve demir eksikliğiniz var.

Saçlarda beyazlama: Alyuvarlarınızda azalma var. B12 vitamini takviyesi yapın.

Aşırı derecede saç dökülmesi: Stres, fiziksel travma ve ameliyat sonrasında normaldir. Bakteriyel enfeksiyon geçirirken de saçlar çok dökülebilir. Yaşlılıktan da kaynaklanır ama çok fazla mayonez veya çiğ yumurta tüketiyor olabilirsiniz.

Kuru saçlar: Tiroid bezlerinizin iyi çalışmadığı anlamına gelir.

Gözlerin altında çöküntü: Uykusuzluktan kaynaklanır. Ama egzama ve alerjide de gözlerin altı kararır.

Göz çevresinde sarılık ve derinin büyümesi: Kötü kolesterolün veya yüksek kolesterolün habercisidir. Ayrıca kalp hastalıklarının da erken habercisidir.

Göz kanlanması: Ya çok ağlıyorsunuz ya da gereğinden fazla kan sulandırıcı hap kullanıyorsunuz.

Göz seğirmesi: Stresten veya çok fazla kafein tüketiminden olabilir. Ya da bilgisayar karşısında çok fazla zaman geçiriyorsunuz.

Kulak kızarması: Migren habercisidir.

Kulağın aşırı derecede kirlenmesi: Aşırı derecede yağsız gıdalar tüketiyorsunuz.

Kulak kaşıntısı: Egzama habercisidir. Yada iç kulakta enfeksiyon oluştuğunun göstergesidir.

Koku alma duyusunun kaybedilmesi: Yaşlılıkta normaldir. Ama çinko eksikliğini gösterir. Ayrıca genç yaşta görülmesi beyin tümörü habercisi olabilir.

Kuru ağız: Çok tuzlu yiyorsunuz veya çok fazla alkol tükettiniz. Bununla birlikte çok fazla tuvalete çıkıyorsanız veya sürekli bir açlık hissediyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz..

Ağız tadının yitirilmesi: Yaşlanmada normaldir… Ya da A ve B3 vitamini eksilmeniz veya dişlerinizde bir problem var.

Ağızda sürekli ıslaklık: Hamile olabilirsiniz.

Çenenin ses çıkarması: Esnemeyle birlikte yaşanması normaldir. Ancak her zaman oluyorsa kulak içinde iltihap olduğunu gösterir.

Çenenin zor açılması, yeme zorluğu: Cilt kanseri veya ağız kanseri habercisi olabilir.

Sürekli esneme hali: Yorgunluktan ve can sıkıntısından kaynaklanır. Fazla anti depresan kullanıyor olabilirsiniz… Ayrıca doku sertleşmesi habercisi olabilir.

Vücudun uyuşması ve titremesi: Sara ve migren habercisidir. Uzuvların uyuşması ise doku sertleşmesi habercisidir.

Midenin guruldaması: Sindirim sistemininizin iyi çalıştığını gösterir. Ama gastrit ve bağırsak gibi hastalıkların da habercisi olabilir.

Aşırı geğirme: Süte karşı alerjiniz olabilir. Mide ve kolon kanseri habercisi de olabilir.

Alıntı : Jacqueline Nardi Egan, İnsan Kitabı

Isırganotu ve Faydası

28 Tem

Isırgan Otu (Urtica diocia / urens)

Kökünden başlamak üzere, kökü, yaprakları, tohumları bile şifalı olan bir bitkidir. Eski çağlarda da büyük bir saygınlığa sahipti. Albrecht Dürer 1471 – 1528 bir tablosunda, elinde ısırganotu olan bir meleğin Allah katına uçusunu canlandırmıstı. İsviçreli botanik bilimci Künzle, bir yazısında, yakıcı özelliği sayesinde (Tüylerde bulunan histamin ve asetilkolin) korunmamış olsaydı, bitkinin kökünün çoktan kurumuş olacağını belirtmişti. Eğer kendini koruyamamış olsaydı, haşarat ve hayvanlar onu çoktan yok etmişlerdi.

Büyük ısırgan otu (Urtica diocia L.), çok yıllık ve otsu bir bitkidir, boyu bazen 1 m’yi geçer, yapraklar koyu yesil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür.

Küçük ısırgan otu (Urtica Urens L.), bir yıllık ve otsu bir bitkidir. Boyu 60 cm kadar olabilir. Yapraklar açık yeşil renkli, saplı, dişli kenarlı ve yakıcı tüylüdür. Duvar kenarları ve harabeliklerde bol olarak görünür.Her iki türün de yaprakları 2-4 cm uzunlukta, oval veya kalp biçimindedir. Taze iken deri ile temas edince deride kızartı ve yanma yapar.

Dızlağan ve dikenli ısırgan isimleriyle de bilinir. Türkiye’ de  her iki tür de yetişir.

Egzema ve egzemaya eşlik eden baş ağrıları ısırgan otu çayı ile iyileştirileilirler. Isırgan otu, böbrek ve mesane taşı oluşumuna karşı da kullanılabilir. Böbrek hastalıkları ve zorlu baş ağrıları genellikle bir arada görülürler. Egzemalar genellikle dahili bir nedene dayandıklarından, onları içerden, kan temizleyici bitkilerle iyleştirmek gerekebilir. Isırganotu, en başta gelen kan temizleyici ve aynı zamanda kan yaptırıcı bir bitkidir. Böylece, pankreas üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu için, ısırganotu çayı ile kandaki şeker düzeyi düşürülebilir. İdrar yolları hastalıkları ve iltihapları, da bitki çayı ile iyileştirilebilirler. Aynı zamanda da dışkılama kolaylıkları sağladığından, bir ilkbahar kürü için özellikle önerilir. lkbaharda ve sonbaharda filizlendiğinde, onunla 4 haftalık bir çay kürü yapmak önemlidir. Sabahları aç karnına, kahvaltıdan yarım saat önce bir bardak ve gün boyunca 1-2 bardak çayı yudumlanarak içilebilir. Bu tür çay kürlerinden sonra kişi kendini anlatılamayacak kadar iyi hissedebilir. Ayrıca bu çayın lezzeti hiç de kötü değildir. Ama duyarlı kişiler, ona biraz papatya veya nane ekleyerek, lezzetini ve kokusunu değiştirebilirler.

Isırganotu, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında, dalak hastalıklarında, solunum sistemi balgamlanmasında, mide kramplarında ve ülserlerinde, bağırsak ülserlerinde ve akciğer hastalıklarında öncelikle önerilir.

Mikroplu hastalıklarda ve mikrop salgılanan hallerde de bitki çok iyi bir yardımcıdır. Belirli bir yaştan sonra bedendeki demir miktarı azalmaya başlar. Bu nedenle, yorgunluk ve bitkinlik halleri görülür, kişi yaşlandığını düşünmeye başlar ve verimliliği giderek azalır. Işte bu durumlarda, demir içerikli taze ısırgan otu ile çok olumlu sonuçlar alınabilir. Bir ısırgan otu küründen sonra, kişi kendini çok kısa bir süre içerisinde eskiye oranla çok daha rahat hisseder, enerji ve çalısma gücü geri gelir, dış görünüm olarak da belirgin bir düzelme başlar. Safrakesesi rahatsızlığı ve kansızlık durumlarında da bitki çayı fayda sağlayacaktır. Ödemlerde, ısırganotu bedendeki fazla sıvıyı emerek büyük yararlar sağlar. Kan yaptırıcı özelliği sayesinde, kansızlık solgunluklarında, alyuvarlar eksikliğinde, anemi de yardımcı olur. Herhangi bir alerji rahatsızlığı çekenler (bahar nezlesi dahil) uzun bir süre ısırganotu çayı içebilirler. Bitki, soğuk algınlığına yatkınlığı önler, romatizma ve gut hastalıklarında yardımcı olur.

Taze ısırganotu yaprak ve kökünün kaynama suyuyla baş yıkanabilir  ve saçlar canlanarak, sık bir biçimde büyümeye başlarlar. Her tür saça özellikle iyi gelen ısırganotu tentürü herkes kullanabilir. Kafa derisi kepeksiz, saçlar sık, yumuşacık ve parlak! Damar tıkanıklıklarında da (baldırlarda), ısırganotu çok büyük yardımlar sağlar. Bu hastalığı çeken bazı kişiler, ağer zaman geçirmeden, ısırganotu kökü ayak banyoları yapacak olurlarsa, olası bir bacak empütasyonundan kurtulabilirler. Her tür kramp, nerden gelirse gelsin, kan dolaşımı bozukluğunun habercisi olabilir. Böyle durumlarda, bitkinin kaynama suyula masaj veya banyo yapmak fayda sağlayacaktır. Bu durum, koroner damarlarının daralması gibi özel durumlarda da geçerlidir. Belden yukarısı banyo küvetine doğru eğilir ve kaynatılmış bitkinin ılık suyuyla kalp bölgesine hafifçe masaj yapılır. Siyatik, lumbago ve kollarda, bacaklarda oluşan sinir iltihaplanmalarında, ağrılı bölgelere, yapraklı taze ısırganotu dalı hafifçe sürülür. Örneğin siyatikte, ayak ekleminden başlamak üzere, dıştan kalçaya kadar ve oradan da bacağın iç tarafından topuğa kadar yavaşca sürülür. Bu iki kere daha yenilenir ve son olarak, kalçadan başlayarak aşağı doğru inilir. Gerektiğinde daha başka bölgelere de aynı biçimde uygulanır. Isırganotunun sebep olduğu kaşıntıyı önlemek için, işlem sonunda o bölgeler pudralanır.

Değerli etken maddeleri (Potasyum tuzları, organik asitler-formik asit, histamin, asetilkolin ve Vitamin C) alabilmek için, çay hazırlanırken, yapraklar yalnızca haşlanır (kaynatılmaz). Isırganotu, koruyucu olarak da günde bir bardak içilebilir.

Kullanılan bitki ne kadar taze olursa, şifalı gücü de o kadar fazladır. Kış için bir miktar stok yapmayı da unutmayın ve kurutacağınız bu ısırganları mayıs ve haziran ayının güneşli günlerinde toplamaya dikkat edin. Kendi sağlığınız için bir şeyler yapabildiğinize sevinin! Ama ama en önemlisi sadece ihtiyacınız kadar bitki toplayın.

Şifası kök, sap ve yaprak ve çiçeğindedir. Bitki ne kadar taze olursa tedavi gücü o oranda fazladır. Kışın kullanımı için Mayıs ayında toplanıp, kurutulmalıdır. Tohumları ise Temmuz- Ağustos aylarında toplanıp, gölgede kurutulmalıdır.

Yaprak tüycüklerinin köklerinde bulunan histamin benzeri bir madde nedeni ile şiddetli kaşıntılara neden olur.

A-C vitamini ihtiva eder.


İçeriğinde demir ve bağırsak, karaciğer, pankreas ve safra kesesi salgılarını uyaran “sekretin ” isimli bir madde vardır.

Kanser den bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden koruyucu etkisi vardır.

Siyatik, lumbago ağrılarını giderir.1- 200gr’lık 6 tam ısırgan otu banyosu 6 ay boyunca yapılır.
(Ayak eklemlerinden başlamak üzere dıştan kalçaya kadar ve oradanda bacağın iç tarafından topuğa kadar yavaşça sürülür. Bu iki kez daha yinelenir ve son olarak kalçadan başlayarak kaba etten aşağıya doğru inilir. Gerektiğinde daha başka bölgelerde aynı biçimde uygulanabilir. Kaşıntıyı önlemek için o bölgeye pudra sürülür.)

Romatizma ve mafsal ağrılarında buralara uygulanırsa kan dolaşımını uyaracağından ağrıların giderilmesine yarcımcı olur. Yalnız bu işleme deri kızarınca hemen son vermek gerekir.

Kanı temizler, alyuvarları yeniler, kan yapıcıdır.Kan şekerini düşürür, ödemi giderir.

Bağırsak temizleyici, gaz gidericidir. İdrar söktürücü, idrar yolları hastalıkları ve iltihaplarında , (çayı veya kökleri kaynatılarak içilir.)

Bedeni güçlendirici ve uyarıcıdır. Vücudun savunma gücünü artırmak için ısırganın tohumları kullanılır.

Fazla aybaşılarda, adet düzensizliklerinde, kanlı basurda ,burun kanamalarında durdurucu özelliğe sahiptir. Şurubu kanı pıhtılaştırır.

Mide krapların da ve ülserinde, bağırsak ülserinde kullanılır. Karaciğer,safra kesesi, dalak akciğer hastalıklarında(yaprakları haşlanarak hazırlanır. Önleyici olarak da yıl boyunca günde 1 fincan içilir.)

Gut ve fistüllere iyi gelir.(Çayı)

Boğaz ağrılarında, göğsü yumuşatmada ve balgam söktürücü olarak kullanılır.(boğaz ağrılarında şurubu kullanılır.)

Şeker hastalığı ve bulantısında; 50gr. ısırgan yaprağı, 1litre suda haşlanır, süzülür ve bu çay her yemekten önce bir çay bardağı içilir.

Herhangi bir allerji rahatsızlığı olanlar (bahar nezlesi dahil) uzun bir süre ısırganotu çayı içmelidir. Soğuk algınlığına karşı korur.

Tansiyon düşürücüdür.Zehirlenmelerde kullanılır.

Damar kireçlenmesi ve damarları açmada kökleri kullanılır. Baldırlardaki damar tıkanıklıklarında, ısırgan kökü ayak banyosu, kramplarda ısırganotu banyosu yapılır. Kroner damarların daralmasında banyonun yanısıra, kaynatılmış bitkinin ılık suyu ile kalp bölgesine hafifçe masaj yapılır.

Baş ağrılarında; 2.5 litre çay 1 güne yayılarak içilir. Prostat büyümesinde kökler kaynatılıp suyu içilir.

Ağız çevresi ve koltukaltı iltihaplarını giderir.Kullanımı (genel) 3-4 ölçek sekrencebin, maydanoz, veya kereviz suyu, ısırganotu karıştırılıp günde 1-2 fincan içilir.

Nasır ve tırnak mantarlarında çayı içilir. Ellerde bu çayla yıkanırsa güzelleştirir.

Egzama ve sivilcelerde şurubuna batırılan pamukla yıkanır, temizlenir, aynı zamanda çayı içilir.

Saçları canlandırır, dökülmesini önler, sıklaştırır, kepeği giderir. -Taze ısırgan ve kökü kaynatılarak suyuyla saçlar yıkanır. – Tenyür ile kafa derisine hergün masaj yapılır.

Kullanım Biçimleri:

Çay Hazırlamak:

Yaprak Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırganotu, orta boy bir su bardagı dolusu kaynar suyla haşlanır, 5-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-4 bardak yeni demlenmiş çay aç karnına veya öğün aralarında tatlandırılmadan içilir. Kokusunu veya tadını rahatsız edici bulanlar çaylarına biraz nane ilave edebilirler.

Kök Çayı: Bir tatlı kaşığı ince kıyılmış kök, bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine getirilir, 4-5 dakika kaynadıktan sonra, ateşten indirilip 5-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Tohum Çayı: Havanda hafifçe ezilmiş bir tatlı kaşığı tohum, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak su ile haşlanır, üstü kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, yemeklerden yarım saat önce soğutulmadan içilir.

Isırganotu tentürü İlkbaharda veya sonbaharda sökülen kökler bol suda iyice yıkanır, elden geldigince ince kıyılır ve bir sisenin bogazına kadar doldurulur. Köklerin üstüne çıkacak kadar 35-40 derece etil alkol eklenir, hergün çalkalanarak güneste 14 gün boyunca bekletilir ve süre sonunda bir tülbentten geçirilerek süzülür. Koyu renkli siselerde, serin bir yerde yıllarca saklanabilir.

El ve Ayak Banyoları: Iki avuç dolusu yıkanmıs kök, sap ve yaprak, 5 litre soguk suya konularak, 10-12 saat bekletilir ve sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır. Banyı sırasında bitkiler suyun içinde kalabilir. Bu banyo suyu, yeniden ısıtılarak, 2-3 kere daha kullanılabilir.

Saç Yıkamak: 4-5 avuç taze veya kurutulmus yaprak, 5 litre suya koyulur, agır ateste kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5 dakika demlendikten sonra süzülür. Kök kullanıldıgında ise, 2 avuç dolusu ince kıyılmıs kök, 10-12 saat soguk suda bekletilir, sonra kaynama derecesine kadar ısıtılır ve demlenmesi için 10 dakika beklendikten sonra süzülür. Bu durumda, saç yıkamak için sodalı sabun gerekir.

Isırgan tohum yağı, Avrupa’da gençlik yağı olarak anılıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kanı temizliyor, virüslere karşı güçlü etki gösteriyor…

Genel olarak dokusal dayanıklılığın korunması, yaşlanmanın geciktirilmesi, yeniden oluşumun güçlendirilmesi gibi, doğrudan bağışıklık sistemini ve direncini destekleyen maddeler içerir.

Bu genel etkinin açıklanması halen mümkün olmamıştır. Sebebi içeriğinin bilinmemesi değil, nadir rastlanan zenginliğidir.

Isırgan tohumlarının preslenmesi ile elde edilen ısırgan tohum yağının, soğuk sıkım olanı kıymetlidir. Dahilen kullanımlarda ekolojik ve soğuk sıkım olanı tercih edilmesi tavsiye edilir.

Granülünde %30’u aşan kaliteli protein, % 8,5 kadar yağ ve önemli miktarda oligo şekerler vardır.
Proteinler mevcut doku yapısının inşasında rol oynar.

Oligo şekerler arasıdan bulunan nötral polisakkaritler virüs ve patolojik dokunun bir hücreden diğerine geçişinde enzimleri baskılayarak, patolojik amillerin yayılmasını yavaşlatır.

Lektin ve izolektinler doğrudan virüs karşıtı etki gösterir.

Biyoflavonoidler iltihap oluşumunu baskılar.

Folik asit ve vitaminler kan yapımını destekler.

Lignanlar östrojen eksikliğini azaltır.

Seratonin türevi maddeler psişik dengeye faydalıdır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR

Bütün bu önemli maddelerin ayrı ayrı etkileri halen incelenmekte, kullanılmasına neden olan bağışıklık sistemini güçlendirici, virüs ve bakteri enfeksiyonlarına karşı direnci arttırcı, iltihap giderici ( özellikle prostata etkili ) ve kan temizleyici ( toksinleri bertaraf edici ) etkilerinde bu maddelerin tek tek alımından ziyade kombinasyon halinde alınmasının yararlı olduğu kabul görmektedir.

Avrupa’da gençlik yağı ( jugendöl ) adı ile alınır.

Haricen günde 5 damla gibi çok az kullanılan çok değerli bir yağdır.

Yetişkinler için dahilen doz; günde 2 tatlı kaşığı, 6 yaşından küçükler için 1 tatlı kaşığıdır.

Bilinçli kullanılmalı ve ne için ve ne kadar zaman tüketildiğine dikkat edilmelidir.

Her şeyin fazlasında olduğu gibi, alerji ihtimali dikkate alınmalıdır.

Referanslar:

1-“Gesundheit aus der Apotheke Gottes” “Tanrı’nın Eczanesinden Saglık”, Maria Treben

2-Türkiye’de Bitkilerle Tedavi, Prof.Dr. Turhan Baytop, I.U Eczacılık Fak.

3-“Bir Yudum Sağlık”, N.Eröztürk, Anahtar yayınları, İstanbul,2000

4-“Maria Treben’s Heilerfolge”,”Maria Terben’in Tedavi Başarıları”, M.Treben,Çev.:Niyazi Eröztürk

Allah lafzının Sırrı…

28 Tem

Hollandalı bir psikolog olan Vander Hoven Kur’an okumanın ve ALLAH kelimesini tekrar etmenin hastalar ve sağlıklı insanlar üzerindeki etkilerini bulduğunu açıkladı.

Hollandalı profesör üç yıldan beri bir çok hasta üzerinde araştırma ve çalışmasını yaparak yeni buluşuna ulaştığını söyledi.

Hastalarından bazılarının Müslüman olmadığını, bazılarının da Arapça bilmediğini belirten Hoven hastalarına ALLAH kelimesini öğrettiğini söyledi.

Alınan sonucun çok mükemmel olduğunu, özellikle depresyon ve tansiyon hastalarında çok daha iyi sonuçlar verdiğini belirtti.

Profesör Haven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin psikolojik hastaların üzerindeki etkilerini açıkladı.

ALLAH kelimesinin ilk harfi olan “A” harfi solunum sisteminden direk çıkıyor ve nefes almayı düzenliyor.

Damaktan söylenen “L” harfi ise, (Arapçada çıkarıldığı şekilde) dil hafifçe damağın üst kısmına dokunuyor ve çene kısa bir duraklamayla birlikte aynı işlem tekrarlanıyor. (İki “L” harfi olduğu için) Bu işlem nefes alıp vermeyi rahatlatıyor

Son harf olan “H” harfi çıkartılırken akciğer ve kalp arasında bir ilişki oluşuyor ve işlem sonucunda kalp atışları düzeliyor.

Bu araştırmayı yapan Hollandalı profesör Müslüman değil, fakat İslam ilimlerine ilgi duyan ve Kur’an-ı Kerim’in sırlarını araştıran bir psikolog.

Önemli Bitki Alanları

28 Tem

Türkiye, Avrupa ve Yakın Doğu’nun en zengini. Türkiye üçte biri ülkemize özgü olmak üzere, yaklaşık 11.000 çiçekli bitki ve eğreti ile Avrupa, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’nın en zengin ülkesi.

Doğal Hayatı Koruma Derneği “Önemli Bitki Alanları” adını verdiği dokuz bölge belirledi:

Ergene Havzası- Edirne ve Kırklareli

Trakya’nın ortasında, batıda Meriç ve güneyde Ergene Irmağı, kuzeyde Istranca Dağları’nın etekleri ve doğuda Lüleburgaz-Pınarhisar arasındaki Karaağaç Deresi ile sınırlanmıştır. Ergene Havzası’nın, bitki örtüsü üzerinde çok detaylı araştırmalara ihtiyaç duyulmakla birlikte, Türkiye’de başka bir yerde bulunmayan çok nadir bitkilere ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Havzada küresel, Avrupa ve ülke çapında tehlike altında 7 bitki saptanmıştır. Verimli topraklar üzerinde gelişmiş çalı ve mera toplulukları, bölgedeki yoğun zirai faaliyetler ve endüstriyel kirlilik nedeniyle büyük bir tehdit altındadır.

Ömerli Havzası- İstanbul

İstanbul’un en önemli su toplama havzalarından biridir. Ömerli Havzası geniş fundalık, meşe ve karaçam toplulukları ve bunlarla bağlantılı mera, turbalık ve mevsimlik gölcüklerden oluşan çok zengin bir habitat çeşitliliği içerir Doğu Avrupa ve Doğu Akdeniz’in en geniş fundalıklarını barındırması nedeniyle özellikle önemlidir. Zengin bitki örtüsünü oluşturan 500’den fazla bitki arasından yaklaşık 40 tanesi ülke çapında nadirdir. Bunlardan 15’i küresel ve Avrupa çapında tehlike altında bulunmaktadır.

Havza, güneydoğusuna inşa edilen Formula 1 tesislerinin bölgedeki yapılaşmayı tetiklemesi, plansız ve kontrolsüz şehirleşme nedeniyle büyük bir tehdit altındadır.

Uludağ- Bursa

Uludağ Anadolu’nun kuzeybatısında yer alan en yüksek dağdır. Uludağ’ın bitki örtüsü yaprağını döken ve iğne yapraklı ormanlar, yüksek kesimlerde fundalıklar, mevsime bağlı oluşan gölcükler, zirve kayalık toplulukları ve buzul göllerden oluşur. En az 790 bitkinin kayıtlı olduğu bitki örtüsünde, 30’u yalnız Uludağ’a özgü olmak üzere, yaklaşık 96 tanesi küresel, Avrupa ve ülke çapında tehlike altındadır. lçerdiği nadir bitki çeşitliliği, kendine özgü bitki örtüsü tipleri ve endemik bitkileriyle Uludağ, yalnız Türkiye’nin değil, tüm Avrupa’nın en önemli bitki alanlarından biridir.

Çoruh Vadisi- Erzurum ve Artvin

Doğu Karadeniz Dağları arasında ilerleyen, Türkiye’nin en büyük ve en az müdahale görmüş akarsularından Çoruh Nehri’nin orta ve aşağı kesimlerini içerir. Nehir vadisinde iklimin oldukça yumuşak olması, yer yer Akdeniz bitki örtüsünün gelişmesine olanak vermiştir. Alçak kesimlerde yaprağını döken karışık orman, dağınık fıstık çamı ve maki, vadi yamaçlarında ise step bitki topluluklan yer alır.

ÖBA’nın zengin florası, aralarında en az 104’ü nadir olmak üzere, yaklaşık 750 bitkiden oluşur. Çoruh Vadisi dar yayılışlı endemik bitkiler bakımından Türkiye’nin en zengin alanlarından biridir. Alanda küresel ve Avrupa ölçeğinde tehlike altında en az 67 bitkinin kayıtlı olduğu bilinmektedir.

Baba Dağı- Muğla

Fethiye Körfezinin doğusunda, Akdeniz kıyısında yer alır. Baba Dağı bitki örtüsünde, alçak kesimlerde maki ve kızılçam, orta ve yüksek kesimlerde sedir, zirve bölümlerinde ise sarp kayalık, taşlık yamaç toplulukları yer alır. Liman bir iklimin hakim olduğu deniz kenarından yaklaşık 2000 m’ye yükselen dağda en az 50 nadir bitki belirlenmiştir. Bunlardan 40’ı küresel ve Avrupa ölçeğinde tehlike altındadır. Baba Dağı turizm yatırımları ve rekreasyonel etkinlikler nedeniyle büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Lara-Perakende Kumulları (Antalya)

Antalya’nın doğusunda tarihi “Pamphylia Ovası” nın (Antalya Ovası) deniz kıyısındaki kumul ve sulak alan habitatlarını içerir. Alanın zengin bitki örtüsü, birkaç istisna dışında tamamen “Pamphylia Ovası”na özgü bitkilerden oluşur. Lara ve Perakende arasındaki kumullarda yetişen, tehlike altında en az 34 bitki belirlenmiştir. Bunlardan 18’i küresel ve Avrupa ölçeğinde, 16’sı ise ülke çapında nadir bitkilerdir. Antalya şehir merkezine yakınlığı ve Turizm Yatırım Merkezi ilan edilmiş kıyı şeridinde yer alması nedeniyle, Lara-Perakende Kumulları çok hızlı kentleşme ve turizme bağlı olarak aşırı yapılaşma baskısı altındadır.

Ahir Dağı (Kahramanmaraş):

Kahramanmaraş şehir merkezinin hemen kuzeybatısında 2339 m’ye yükselir. İnsan müdahalesi sonucu büyük ölçüde değişmiş olmakla birlikte, halen zengin meşe, dağlık step, mera ve taşlık bitki toplulukları içerir. Bitki örtüsünde Türkiye’ye özgü 122 bitki kayıtlıdır, bunlardan 5 tanesi bir iki istisna dışında yalnız Ahir Dağı’na özgüdür. Dağda küresel ve Avrupa ölçeğinde tehlike altında bulunan en az 38 bitki yetişmektedir. Kahramanmaraş şehir merkezine yakınlığı ve şehrin dağa doğru hızla genişlemesi nedeniyle, Ahir Dağı nadir bitkileriyle birlikte büyük bir tehdit altındadır

Erciyes Dağı (Kayseri):

İç Anadolu’da yaklaşık 4000 m’ye yükselen büyük bir volkanik dağdır. Tarih öncesinde sık ormanlarla kaplı olduğu bilinen Erciyes Dağı’nda, yoğun kesim ve otlatma nedeniyle ormanların yerini dağlık step bitki toplulukları almıştır. İnsan müdahalesi sonucu meydana gelen büyük değişime karşın, dağın doğal bitki örtüsünde yaklaşık 1171 bitki saptanmıştır. Bunlardan 195’i Türkiye’ye ve 11’i yalnız Erciyes Dağı’na özgüdür. 45 bitki ilk kez Erciyes Dağı’nda keşfedilerek bilim dünyasına tanıtılmıştır. Dağda ayrıca küresel, Avrupa ve ülke çapında tehlike altında bulunan 33, yakın gelecekte tehlike altına girebilecek 17 bitkinin yetiştiği de bilinmektedir.

Çıldır Gölü (Kars, Ardahan):

Anadolu’nun kuzeydoğu ucunda yüksek bir platoda uzanan oligotrofik göller arasında en önemlisidir. Çıldır Gölü’nün yanı sıra, Putka (Gölbaşı) Gölü ve Çalı Gölü de içerdiği nadir bitki türleriyle ÖBA sınırları içine alınmıştır. Bu göllerin zengin bitki örtüsünde, Türkiye’de çok lokal olarak görülen en az 10 nadir bitkinin yetiştiği belirlenmiştir. Göller kurutma ve tarım alanlarının genişletilmesi nedeniyle tehdit altında bulunmaktadır.

Alıntı : ntvmsnbc.com & Doğal Hayatı Koruma Derneği

Sebzeleri Zamanında Yemek…

28 Tem

Mevsiminde yenen doğal sebze ve meyveler dengeli beslenmenin ilk şartlarından, sağlık kaynağımız doğal gıdalar; vitamin ihtiyacını karşılıyor, enerji veriyor, metabolizmanın düzenli çalışmasına yardımcı oluyor. Yediklerimizden maksimum fayda sağlamak istiyorsak ve sağlığımıza katkı sağlamasını umuyorsak mutlaka ama mutlaka zamanında yetişenleri yemeliyiz.

Sebzeler ve doğal yetiştiği aylar

Bamya: haziran- temmuz- ağustos

Barbunya: nisan- mayıs- haziran

Beyaz lahana: kasım- aralık- ocak- şubat

Bezelye: nisan- mayıs- haziran

Brokoli: ocak- şubat- mart

Çarliston ve dolmalık biber: haziran- temmuz- ağustos- eylül

Çilek: mayıs- haziran

Dereotu: yılın her mevsimi

Domates: haziran- temmuz- ağustos- eylül -ekim- kasım

Havuç: eylül- ekim- kasım- aralık- ocak- şubat- mart

İç Bakla: nisan- mayıs- haziran

Ispanak: kasım- aralık- ocak- şubat- mart

Karnıbahar: kasım- aralık- ocak- şubat- mart

Kereviz: kasım- aralık- ocak- şubat

Kırmızı lahana: kasım- aralık- ocak- şubat

Kırmızı közlemelik biber: ağustos- eylül- ekim

Kuru soğan: yılın her mevsimi

Madımak: mayıs

Mantar: eylül- ekim

Maydanoz: yılın her mevsimi

Marul: nisan- mayıs- haziran

Patates: yılın her mevsimi

Patlıcan: haziran- temmuz- ağustos- eylül- ekim- kasım

Pırasa: kasım- aralık- ocak- şubat- mart

Salatalık: mayıs- haziran- temmuz- ağustos- eylül- ekim

Semizotu: nisan- mayıs- haziran

Sivri biber: haziran- temmuz- ağustos- eylül- ekim

Taze fasulye: mayıs- haziran- temmuz- ağustos- eylül

Taze yeşil kabak: kasım- aralık- ocak- şubat- mart

Turp: ocak- şubat- mart

Ağaçta büyüyen meyveler için yukarıdaki durum söz konusu değil ama bunlarında depolanma suresi boyunca kullanılan ilaçların zararını en aza indirmek için; yıkama işleminde titiz davranmak gerektiği belirtiliyor. Çilek üretimi farklı olduğu için belirtmek gerekir:

Hangi aylarda ne şekilde beslenmeli

Ocak: Sebze ve et suyu ile hazırlanmış çorbaları sofranızdan eksik etmeyin. Hareketsiz geçen soğuk kış günlerinde çorbalar bağırsak sistemini düzenler. Soğuk havalarda vücuda direnç veren balık ve baklagiller de en çok tüketilmesi gereken besinlerden.

Şubat: Kansere karşı etkili lahanagilleri (lahana, brüksel lahanası, karnabahar ve brokoli) sık sık yiyin. Bol betakaroten içeren havuç ile salata, zeytinyağlı yemek veya havuç suyu hazırlayın.

Mart: Mart, yaza hazırlık ayıdır. Hafif beslenmeye başlamanın tam zamanıdır. Mart, aynı zamanda ilkbahara geçiş ayıdır. Bu nedenle hafif bir o kadar da direnç verici besinleri tüketmeye özen göstermek gerekir. Balık, ızgara et, sebze ve meyveler bol tüketilmeli.

Nisan: Kuzu etinin en taze ve lezzetli zamanı. Bu aylarda et olarak kuzu etini tercih edin. Sütlü hafif tatlılar pişirin. Sabah kahvaltısında ve geceleri yatmadan önce bir bardak süt için. Hafif ama sağlıklı beslenerek ve açık havada düzenli yürüyüşler yaparak fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

Mayıs: Çilek kısa omurlu bir meyve. İçeriğindeki zengin vitamin (özellikle C vitamini) ve mineraller sayesinde ani enerji verip, geçiş mevsiminde ortaya çıkan yorgunluk belirtilerini giderir.

Haziran: Kısa ömürlü dut ve kirazı bu ayda bol bol tüketin. Her ikisi de zengin vitamin ve mineral kaynağı.

Temmuz: Semizotu, balıktan sonra en çok omega-3 içeren sebze. Vücut tarafından üretilmeyen bir yağ asidi olan Omega-3, kalp hastalıklarına, zihinsel karışıklığa ve bunamaya karşı etkili.

Ağustos: Yaz meyve ve sebzelerinin en olgun zamanı. Meyveleri bol yiyin. Bunun yanı sıra balık, zeytinyağlı sebze, hafif soslu makarnaları günlük öğünlerinize paylaştırın.

Eylül: Kışa hazırlık ayıdır. Vücudu soğuk mevsime hazırlamak gerekir. Bol balık, sebze, meyve ve makarna gibi enerji verici karbonhidratlar ağırlıklı beslenin. Mürdüm erik ve fındığı hergün belli bir miktar tüketmeye özen gösterin.

Ekim: Omega-3 içerikli cevizin tam zamanı. Cevizi bu aylarda bol bol tüketin. Ayrıca mantarlı nefis yemekler pişirebilirsiniz. Mantar, balık, et ve sebzelere çok yakışır. Mantarı Izgarada üzerine peynir serperek pişirip kahvaltıda da yiyebilirsiniz.

Kasım: Balkabağından bol bol yararlanın. Çorbası, tatlısı ve pastası ile nefis lezzetler hazırlayabilirsiniz . Balkabağını ayrıca etli sebze yemeklerine de ilave edebilirsiniz. İçerdiği bol betakaroten sayesinde kansere karşı etkili bir sebze.

Aralık: Soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanmamak için sağlıklı beslenin. Portakal veya greyfurt suyu için. Ispanak, baklagil, et, yoğurt, muz, elma ve kuruyemişleri bol tüketin.

Doğal Tedavi Evi

İl İl Peynirlerimiz.

28 Tem

KONYA’NIN KÜFLÜ PEYNİRİ

Konya’da, yağı alınmış koyun sütünden üretilen ve doğal olarak küflendirilen Konya küflü peyniri, genellikle Karapınar, Ereğli, Cihanbeyli gibi koyunculuğun yoğun olduğu yerlerde üretiliyor. Küflü peynir, özellikle kırsal alanda yağı alınmış koyun sütünden üretiliyor. Yağının alınması, doğal küflenmeye yol açtığı için aflatoksin oluşmasını önlüyor.

BERENDİ VE DİVLE TULUM PEYNİRİ

Ereğli ilçesi ile Karaman’ın Ayrancı ilçesi ve çevresinde üretilen Berendi ve Divle tulum peynirinin de pazar payı oldukça geniş. Berendi tulum peyniri pastorize inek sütü kullanılarak modern tesislerde üretiliyor. Divle tulum peyniri ise tümüyle geleneksel usullerle, kuzulamaların gerçekleştiği, mayıs ayı ile haziranın ortasına kadar olan sütün bol olduğu dönemde koyunlardan sağılan süt biriktirilerek yapılıyor. Ayrancı’ya bağlı Divle köyünde vatandaşlar, sağdıkları sütleri her gün bir kişinin evinde imece usulüyle birleştiriyor, ürettikleri peyniri mağaralarda saklıyor.

KAYSERİ’NİN ÇÖMLEK PEYNİRİ

Çömlek peyniri, taze koyun veya inek peynirinin süzülüp daha sonra çömleklere basılmasıyla üretiliyor. Kalıplar halindeki taze peynir, önce bez torbalara konulup üzerine taş parçalarıyla baskı yapılarak içerisindeki peynir suyunun dışarı akması sağlanıyor. ‘Baskı’ adı verilen bu işlem 2 gün sürüyor. Suyunu kaybeden taze peynir, daha sora elde ufalanıp bir bez üzerine serilerek tuzlanıyor. Ufalanan peynirin içerisine bir miktar çörek otu katılıyor. Tuzlanıp bir gün bekletilen peynir çömleklere basılıyor. Üzerleri donmuş yağ   ile kaplanan çömlekler daha sonra kayadan oyma mağaralarda veya evlerin zemin katında hazırlanan nemli kumlara gömülerek olgunlaşmaya bırakılıyor. Yaklaşık 3 ay sonra peynir tüketilmeye hazır hale geliyor.

ERZİNCAN TULUM PEYNİRİ

Erzincan’da birkaç yıl öncesine kadar evlerde, son yıllarda ise modern tesislerde üretilen tulum peyniri, ülkede en çok tüketilen peynir türleri arasında. Koyun sütünün ısıtılıp mayalandıktan sonra oluşan pıhtısı, bez torbada sudan ayrışması için 3 gün bekletiliyor. Daha sonra pıhtı parçalanarak yüzde 3 oranında tuz ile karıştırılıp 18 saat havayla temasa bırakılıyor.

Peynirde istenen aromanın oluşması için bu işlem birkaç kez tekrarlanıyor ve hava almayacak şekilde bir tulum ya da bidonda 120 gün bekletilerek tüketime hazır hale getiriliyor. Tulum peyniri, başta Erzincan olmak üzere Türkiye’nin hemen her yerinde marketlerde ve şarküterilerde satışı yapılıyor.

KARS GRAVYERİ

Mandıralarda üretimi yapılan peynirin hayvansal protein oranı yüzde 32 seviyelerinde. İlde yaygın olarak tüketilen gravyer, son yıllarda büyük   şehirlerde de ilgi görmeye başladı. Özellikle yabancı turistlere ev   sahipliği yapan otellerden Kars gravyerine yoğun talep geliyor. Gravyerin gelecek yıllarda çok daha fazla ilgi görmesi bekleniyor. İyi bir Kars gravyerinin sert kabuklu, kiraz büyüklüğünde gözenekleri, kesildiğinde renginin koyu sarı olması ve yenildiğinde genzi yakacak düzeyde bir tadı bulunması gerekiyor. Tamamen organik olan bu peynirin kilogramı, Kars’ta 25-30 YTL arasında satılıyor.

KARIN KAYMAĞI PEYNİRİ

Kars’ta yapılan bir diğer önemli peynir türü ise daha çok Sarıkamış ilçesinde ev koşullarında üretilen ‘karın kaymağı’ peyniri. 24-34 derecede mayalanan inek sütü, pıhtı haline gelmesinin ardından bez torbalarda baskıya alınarak suyu süzülmeye bırakılıyor. Yaklaşık 18 saat süren bu işlemin ardından açılan torba içerisine yüzde 3 oranında tuz ilave edilerek pıhtı ufalanıyor ve belli bir oranda krema veya tereyağı katılıp yoğruluyor. Daha sonra temizlenmiş ve kurutulmuş hayvan işkembesi içerisine konuluyor. Ağzı sıkıca kapatılarak ve düz bir yerde bırakılarak 120 kilogramlık baskı uygulanıyor. Baskı işlemi 3 gün devam ediyor ve sonra iplere asılarak serin odalarda 3 ay gibi bir süre olgunlaşmaya bırakılıyor. Ardından peynir tüketilmeye hazır hale geliyor.

VARTO KEÇİ PEYNİRİ

Keçi sütü, güneş sıcaklığında belli oranda ısıtıldıktan sonra maya ilave edilerek pıhtı halini alıyor ve oluşan bu pıhtı, hafifçe parçalanıp gözenekleri iri olmayan keten tarzı bez torbalarda bir süre bekletiliyor. Torbada en az 12 saat asılı bekletilerek suyu süzülen pıhtı, daha sonra keçi peyniri halini alıyor.

İKİZDERE TULUM PEYNİRİ

Ardahan’da üretilen İkizdere tulum peyniri, Erzincan tulum peyniri ile aynı pastörize işlemler uygulanarak elde ediliyor. Ancak Erzincan tulum peyniri koyun, İkizdere tulum peyniri inek sütünden yapılıyor.Evlerde ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ürettiği peynir, pazarlarda nadiren görülüyor.

ARDAHAN KÜFLÜ PEYNİR

Yine Ardahan’da üretilen küflü peynir, yağsız inek sütünden yapılıyor. Peynir, bölgede genellikle evlerde üretiliyor. İhtiyaç fazlası ürün, satışa sunuluyor. Genellikle aynı bölgede tüketiliyor.

ERZURUM’UN CİVİL PEYNİRİ

Erzurum’a özgü civil peynir, yağsız inek ya da koyun sütünden yapılıyor. Yayıklanarak yağı alınan ve tencerede mayalanan süt, pıhtı halini alana kadar ateş üzerinde sürekli karıştırılıyor. Oluşan pıhtı, başka bir kaba alınarak tuz ilave ediliyor. Peynir kütlesi daha sonra bir kola sarılarak tel şeklini alıyor. Salamura suyu içerisinde muhafaza edilebildiği gibi, bolca tuzlanarak taze olarak da saklanabiliyor. Civil peynir, başta Erzurum olmak üzere Ankara ve İstanbul’da da değişik marketlerde satışa sunuluyor. Yağsız olması nedeniyle, özellikle diyet uygulayanlar tarafından tercih ediliyor.

BİNGÖL SALAMURA PEYNİRİ

Bingöl’de çiğ koyun sütünden yapılan salamura peynir, yaylalarda, ev koşullarında aile işletmeleri tarafından üretiliyor. Ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde ürettiği salamura peyniri, koyun sütünün pişirilmeden güneş sıcaklığında mayalanarak pıhtı halini almasıyla elde ediliyor. Pıhtı, keten bez parçalarda 1-2 gün suyunun süzülmesi için baskıya alınıyor ve daha sonra küçük parçalar halinde salamura suyuna konularak tüketime hazır hale getiriliyor.

PEYNİR DEPOSU ‘MAĞARA’

Sivas’ın Zara ilçesinde kışlık olarak hazırlanan peynirler, geleneklere göre yüzyıllardır depo alarak kullanılan mağaralarda korunuyor. Zara ve köylerinde yaz aylarında hazırlanan peynirler, daha önceden belirlenen mağaralarda kış için saklanıyor. Peynirler yaz boyunca soğuk hava deposu görevi yapan bu mağaralarda bekletiliyor, kış yaklaştığında bu peynirler mağaradan çıkartılarak satılıyor ya da tüketiliyor.

KÜP PEYNİR

Sivas ve ilçelerinde yoğun olarak küp peyniri üretimi yapılıyor. Genellikle bahar aylarında yapımına başlanan küp peyniri, inek sütünden taze peynir olarak yapılıyor. Suyu alındıktan sonra toprak küplere veya plastik bidonlar içerisine dilimlenerek yerleştirilen peynir, bol tuzlanıp, sıkıştırılıyor. Peynirin ağız kısmına bez bir örtü konduktan sonra küp veya bidonun kapağı kapatılıyor. Ters olarak çevrilen küp veya bidonun ağız kısmı aşağı gelecek şekilde evlerin serin olan genellikle bodrum kısımlarında yarıya kadar toprağa gömülüyor. Yaklaşık 3 ay bekletilen peynirin bu süre içerisinde suyu süzülüyor, rengi, kokusu ve tadı değişiyor.

TOKAT’TA KIŞLIK SALAMURA PEYNİR

Keçi, koyun ve inek sütünden mayıs-ağustos ayları arasında yapılan peynir, çiğ sütten mayalanarak üretiliyor. Peynirler daha sonra kalın tuzla tuzlanıp, küp ve bidonlara basılıyor. Bu peynir, 3 ay sonra tuzdan ayıklanarak tüketilmeye başlanıyor.

TRABZON’UN ‘TELLİ PEYNİRİ’

Doğu Karadeniz yaylalarında beslenen ineklerden elde edilen sütlerin ana maddesini oluşturduğu ‘telli peynir’, kaşar peynirine benzeyen, sarımtırak renkli, lif lif ayrılabilen, ısıtıldığında uzayan, az tuzlu peynir olarak nitelendiriliyor. Peynir üreticisi Ali Kemal Bıyıklı, yaptığı açıklamada, ‘telli peynir’ üretiminin geleneksel olarak Trabzon ve ilçelerindeki köylerde kadınlar tarafından yapıldığını, son yıllarda da süt fabrikalarında ‘telli peynir’ üretimi gerçekleştirildiğini söyledi.

EDİRNE’NİN BEYAZ PEYNİRİ

Türk Patent Enstitüsü (TPE) tarafından tescil edilen Edirne peyniri, Anadolu’nun her yanından rağbet gören bir lezzet olarak öne çıkıyor. Edirne’nin değişik türdeki otlarıyla doğal beslenen inek, keçi ve koyunların sütünden lezzetini alan Edirne peynirinin imalat aşamasındaki lezzetine lezzet katan diğer unsurlar da tuz ve maya. Meriç, Tunca ve Arda nehirlerinin oluşturduğu deltada yetişen bitki örtüsünün süte kattığı lezzet, peynire de yansıyor. Edirne beyaz peynirinin, yapımında kullanılacak sütün en çok 30 dakika içinde mayalanıp peynir haline getirilmesi, olgunlaştırma sürecini tamamlayan peynirin, havayla ilk temasından itibaren (teneke açıldıktan sonra) 3 ay içinde tüketilmesi gerekiyor. Edirne ve Trakya’ya özgü peynir, tam yağlı ve doğal olması özelliği ile tanınıyor. Edirne beyaz peyniri ağızda kayganlık hissiyle ve ekşimsi tadıyla diğer peynirlerden ayırt edici özelliğe sahip.

ABHAZ VE ÇERKEZ PEYNİRİ

Sakarya’da yöresel olarak üretilen peynir türleri arasında Abhaz ve Çerkez peyniri öne çıkıyor. Ahhaz peynirinde, 8 litre sütten yaklaşık 2 kilogram peynir elde ediliyor. Süt, peynir mayasıyla birlikte 2 saat bekletiliyor. Maya tuttuktan sonra ortaya çıkan peynir elle bir araya toplanıyor. Bir sahanda sıkıştırılıyor ve bir gün bekletiliyor. Kaynayan suda dilimler halinde karıştırılan peynire istenilen şekil (örgü, tekerlek) verilebiliyor. Çerkez peyniri ise Abhaz peynirine göre daha yumuşak. 10 litre sütten yaklaşık 2 kilograma yakın peynir üretilebiliyor.

‘OTLU PEYNİR, HAZMI KOLAYLAŞTIRIYOR

Hazmı kolaylaştırıcı özelliğe sahip olan Van’ın otlu peyniri, bu nedenle sadece kahvaltıda değil, yemeklerden sonra da tüketiliyor. Genellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde, 25 çeşit bitki kullanılarak yapılan otlu peynirin, sofralarda farklı bir yeri bulunuyor. Otlu peynirde çoğunlukla sirmo (yabani sarımsak), mendo, helis, siyabo, nane ve kekik gibi yabani otlar kullanılıyor. İlkbaharda dağlardan toplanan bitkiler, bir süre salamurada bekletildikten sonra peynire katılıyor. Otlardaki çeşitli mineraller hazımsızlık sorununu ortadan kaldırıyor.

ÇANAK PEYNİRİ

Yozgat’ta temmuz ve ağustos aylarında elde edilen sütle hazırlanan ve çanaklarda toprağa gömülen çanak peyniri, sonbahar aylarında topraktan çıkarılıyor ve kış mevsiminde tüketiliyor. Yozgat Belediyesi, yöreye özgü bu peyniri tescillemek için Türk Patent Enstitüsüne başvuruda bulundu.

AYDIN’IN TULUM PEYNİRİ

Aydın’da inek ve koyun sütlerinin karışımından üretilerek keçi derisine basılan tulum peyniri, lezzetiyle beğeni topluyor. Bölgedeki üreticiler, peynirin asıl lezzetinin keçi derisine basılmasından kaynaklandığını ifade ediyor.Keçi derisine basılan peynir, derinin şeklini alıyor. Bu haliyle peynirin yaklaşık bir yıl depolanarak acı suyunu dışarıya atması bekleniyor.

MALATYA PEYNİRİ

Genellikle köylerde üretilen Malatya peyniri, çiğ sütün yağı ve kuru maddesi çekilmeden, peynir mayasıyla mayalanması ile üretiliyor. Mayalanan peynir kesildikten sonra suyu alınıyor ve üzerine ağırlık konulan iki tahta arasında sıkıştırılıyor. Peynir, kaynatıldıktan sonra salamuraya bırakılıyor.

İZMİR’İN YÖRESEL PEYNİRLERİ

Farklı kültürlerinin bir araya geldiği İzmir ve ilçelerinde, bu medeniyetler buluşması kendisini yöresel peynir çeşitlerinde de gösteriyor. En fazla tanınan İzmir tulumu, halen İzmir’in yanında Ödemiş, Menemen, Tire ve diğer ilçelerdeki mandıralarda yapılıyor. Süt pastörize edildikten sonra mayalama sıcaklığına kadar soğutuluyor. Daha sonra ‘pıhtı kırımı’ yapılıyor ve baskı tenekelerinde bekletiliyor. İzmir tulum peynirinde kullanılan salamura ise peynir altı suyundan elde ediliyor. Kesilen ve süzülen telemenin konulduğu teneke ya da deri, salamura ilave edilerek hava almayacak şekilde kapatılıyor.Tulum peyniri için kullanılan deriyse 1,5 yıl öncesinden hazır hale getiriliyor. Özel keçi derisi tuzlanarak 3-4 ay tuzlama süresi sonrası 8 ay kadar bekletiliyor. Hazırlanan teleme, tulumun içine çaprazlama yerleştirilerek boş kalan bölümler lor ile kapatılarak tulumun ağzı kendir ipiyle bağlanıyor. Tulum peyniri, tadını kazanması için 18-20 ay kadar soğuk  havada bekletiliyor.

SEFERİHİSAR’IN ARMOLASI

Bölgeye özgü, diğer peynir türlerine benzemeyen peynir çeşitleri arasında yer alan armola peyniri, Seferihisar ilçesindeki bir kaç mandıra ve evlerde yapılıyor. Eskiden tulum içinde yapılan peynirin şu anda endüstriyel olarak tulum üretimi gerçekleşmiyor. Armola peyniri, keçi sütünden yapılan süzme yoğurt, keçi sütü loru ve beyaz peynirin karışımıyla ortaya çıkıyor. Armola, hafif bir peynir olması ve istendiğinde domates salatasına sos olarak kullanılabilme özelliği nedeniyle çok tercih ediliyor. Keçi sütünden yapılması ve peynir-yoğurt karışımı olması nedeniyle farklı bir lezzeti var. Genelde ekmeğe sürülerek üzerine zeytinyağı, kırmızı biber, sarımsak ilave edilerek yeniliyor.

EGE’NİN ORTAK MİRASI: KOPANİSTİ PEYNİRİ

İzmir’in Karaburun Yarımadası’nı çevreleyen ilçe ve beldelerinde yapılan kopanisti peyniri de özgün yapım şekli, tadı ve tüketim şekliyle ilginç özellikler barındırıyor. Karaburun başta olmak üzere Çeşme, Dikili ve Foça’da sadece evlerde üretilen kopanisti peyniri, keçi sütü veya keçi-koyun sütü karışımının yaklaşık bir ay her gün yoğrulmasıyla yapılıyor. Yapımı süresince oda sıcaklığında bırakılan lordaki acımsı tat, kimi bölgelerde bu peynirin ‘acı peynir’ olarak adlandırılmasına neden oluyor. Kendine has kokusu ve tadı bulunan peynir, bölgede kahvaltının yanında içki mezesi ve börek içi olarak da değerlendiriliyor.

TİRE’NİN ÇAMUR PEYNİRİ

İzmir’in yöresel tatları arasında Tire ve Ödemiş ilçesinde bilinen peynirlerden biri de çamur peyniri. Keçi veya keçi-koyun sütü karışımından yapılan yağlı tulum lorunun, peynir altı suyu ile karıştırılmasıyla elde edilen çamur peyniri, krem peynir kıvamında olması nedeniyle genelde ekmeğe sürülerek zeytinyağıyla birlikte tüketiliyor. Çamur  peyniri ayrıca salatalar için sos olarak da değerlendiriliyor. Bu peynir çeşidi lor üretiminin yoğun olduğu bölgelerde mandıralar tarafından üretilerek semt pazarları ve marketlerde satılıyor.

EZİNE PEYNİRİ

Türkiye’nin en lezzetli beyaz peynirleri arasında yer alan, adı Çanakkale ile özdeşleşen ‘Ezine peyniri’nin en önemli özelliği, üretimde kullanılan sütün belirli bir bölgeden sağlanması. Ezine Mandıracıları Koruma ve Yaşatma Derneğinin (EPD) başvurusu sonucunda, Ezine peynirine 2006 yılında Türk Patent Enstitüsünce, coğrafi işaret tescil belgesi verildi.Ezine peynirinin yapımında, Kaz Dağları’nın kuzey ve batı kesimlerindeki Ezine, Bayramiç ve Ayvacık ilçelerinin doğal bitki örtüsü ve su kaynaklarıyla beslenen koyun, keçi ve ineklerden elde edilen sütler kullanılıyor. Mevsime göre yüzde 40 oranında keçi sütü, yüzde 45-55 oranında koyun sütü ve yüzde 15 oranında inek sütü karıştırılarak hazırlanıyor. Ezine peynirinin üretimi, mart ayından ağustos ayına kadar sürüyor.

MANYAS PEYNİRİ

Türkiye’nin süt ve süt ürünleri üretiminde lokomotif iller arasında sayılan Balıkesir’de yapılan ünlü Manyas peyniri, hiçbir katkı maddesi ilave edilmeden, inek ve koyun sütü karıştırılarak üretiliyor.Türk ve dünya mutfaklarının vazgeçilmezleri arasında yer alan en az 200 yıllık Manyas peyniri, protein zenginliği nedeniyle bölge halkının yanı sıra ülkenin iş, siyaset, sanat ve spor dünyasının önde gelen isimleri tarafından da tercih ediliyor. Dünyanın en ünlü peyniri olarak gösterilen Fransız ‘rokfor peynirine’ rakip olduğu ve yüzde 100 doğal olarak üretildiği belirtilen Manyas peynirinin tezgahlara çıkış süreci 6 aylık bir zamanı kapsıyor. Ağızda dağılmayan Manyas peyniri, ekmek gibi yenilebildiği için uzun süre tok tutma özelliğine ve protein zenginliğine sahip.

ANTEP PEYNİRİ

Gaziantep’teki soğuk hava depolarında kışın tüketilmek üzere tonlarca Antep peyniri saklanıyor. İnek, keçi ya da koyun sütünden yağlı, yarım yağlı ya da yağsız olarak üretilen Antep peyniri, bulgur, salça ve dolmalıklarla birlikte ailelerin kış hazırlıkları kapsamında temin ettiği temel gıda ürünleri arasında yer alıyor.

‘ÇİĞ KESİK’ PEYNİRİ

Samsun’da, daha çok Alaçam ve çevresindeki yaylalarda yetişen koyunların sütünden çiğ olarak yapılan ve ‘çiğ kesik’ olarak bilinen peynirler için birçok ilden özel siparişler alınıyor.İlçe merkezinden yaklaşık 950 metre rakımda bulunan Yukarıkoçlu köyü yaylasında beslenen koyunların sütünden yapılan çiğ kesik peynirlerin kendine özgü yapılış tarzı ve tadı bulunuyor. Çiğ kesik peynirinin lezzeti, yaylalarda, başta kekik olmak üzere birçok türde otla beslenen koyunlardan elde edilen sütten geliyor. Çiğ kesik peyniri için yurt içi ve yurt dışından siparişler geldiği belirtiliyor.

TORBA VE KÜP ÇÖKELEK

Ordu’da torba peyniri ve küp çökelek yöresel peynirlerin başında geliyor. Çökelek peyniri daha çok kırsal kesimde üretiliyor. Isıtılan yayık ayranına bir miktar yoğurt ilave ediliyor ve torbalara doldurularak katı hale gelmesi için ağırlık altında yaklaşık bir hafta bekletilerek oluşturuluyor. Çökelek peyniri genellikle pazarlarda satılıyor.

AMASYA’DA KÖY PEYNİRLERİ

Amasya bölgesinde geleneksel yollarla yapılan köy peynirleri, sütün kıvamına göre çeşitli adlarla satışa sunuluyor. Yaklaşık 5 kilogram sütten bir kilogram peynir üretiliyor. Yörede genellikle tel peyniri, kaşar peyniri, manda sütünden elde edilen manda peyniri ve salamura peynir üretiliyor.

CEVİZLİ KAŞAR PEYNİRİ

Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde, tamamen doğal kaynaklarla beslenen inek ve
mandaların sütünden, cevizli kaşar peyniri üretiliyor. Kapalı bir havzada doğal ortamda beslenen inek ve mandaların sütünden elde edilen peynir, standart kaşar peynirlerden farklı olarak bir kilogramı için 9 kilogram yerine 15 kilogram süt kullanılarak yapılıyor. Endüstriyel kaşar peynirlerin 10 saat kuruduktan sonra satışa sunulmasına karşın yöreye özgü cevizli kaşar peyniri, tadının daha iyi olması için 2 gün süreyle kurutuluyor.

Yoksa ‘su’ içmiyor musunuz?

28 Tem

Sağlıklı yaşam için en önemli gıdamız su… Ancak bazen suyun kalitesinden bazen de dikkatsizlikten dolayı su içmeyi unutur hale geliyoruz. Tabi böyle durumlarda, biz görevimizi yerine getirmeyince, vücut sistemimiz görevlerini yerine getirmiyor ve hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Hastalanmadan sağlıklı ve verimli bir hayat için vücudumuzu ve suyu yakından tanıyıp, bilinçli bir şekilde su tüketmeye ne dersiniz?

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Aysun Çetin iyibilgi’nin sorularını yanıtladı;

Suyun vücudumuz için önemi nedir?

Canlı organizmayı oluşturan hücrelerin yaşam faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için suya gereksinimleri vardır. Su yaşam için zorunlu maddelerden birisidir.

Hayatınızı bir düşünün…Yemek yemeden 6 hafta yaşayabilirsiniz ama su içmeden bir haftadan fazla yaşamanız mümkün değil! Henüz hayatının başlangıcında olan anne karnındaki üç aylık bir fötusun yüzde 95’i sudur. Çocuklarda vücuttaki su oranı yüzde 65-75 arasındadır. Yetişkinlerde ise vücut ağırlığının yüzde 50-60’ını su oluşturur. İnsanlar vücut suyunun %10’unu kaybettiklerinde yaşamları tehlikeye girer, yüzde 20’sini kaybettiklerinde ise ölüm kaçınılmazdır. Ortalama insan vücudunda 38-46 litre kadar su bulunur. Vücuttaki suyun 2/3’ü hücre içi sıvılardan,1/3’ü de hücre dışı sıvılardan gelmektedir.

Vücutta suyun görevleri oldukça fazladır. Besinlerin ağızdan alınmasından hücre içinde kullanımına değin tüm aşamalarda suya gereksinimleri vardır. Hücrede karbon içeren besin öğelerinden oksijen varlığında, vitamin ve minerallerin yardımıyla enerji oluşması, büyüme ve yıpranan dokuların onarımı için protein sentezlenmesi, harcanmayan enerjinin yağ olarak depolanması gibi metabolik süreçler için su zorunludur. Metabolizma sonucu oluşan zararlı atıklar suyla dışarı atılır. Özetle, su gerçekten hayattır.

Vücudun ihtiyacı olan suyu alabilmesi için gereken suyun özellikleri nasıl olmalıdır?

İçme suları renksiz, berrak, içimi hoş olmalıdır. Sudaki bulanıklık, bakteriyolojik kirlenme veya inorganik–organik maddelerin varlığından kaynaklanabilir. Bu yüzden içme suyunun tortusuz ve berrak olmasına özen göstermelidir.

İçme suyunun hastalık yapıcı organizmaları ve zararlı kimyasal maddeleri içermemesi gerekir. Suda bulunan vibrio kolera, salmonella typhii, hepatit virüsü gibi mikroorganizmalar sudan geçerek hastalığa sebep olurlar. Suyun dezenfeksiyonu için kullanılan klor miktarının 1mg/lt. olması gerekir. Bu miktarı aşması suyun içiminde rahatsızlık verir. Sudaki azotlu maddeler (nitrit, nitrat gibi) maksimum müsaade edilebilir konsantrasyonu aşmamalıdır. İçme suyunun temizliğinden endişe duyuluyorsa içme suyu mutlaka 3-5 dk. kaynatılıp soğutulduktan sonra kullanılmalıdır. Kapalı sular bu anlamda daha güvenilirdir ve tercih edilmelidir. Özellikle suyu içecek olan bir çocuksa daha da hassas olmak gerekir. Çünkü çocuklar mikroba daha açık olduklarından hastalanma riskleri daha fazladır.

Yaz aylarında su tüketmenin önemi nedir, ne kadar su içmek gerekir ve su içerken nelere dikkat edilmelidir?

Su kalori içermeyen, bedenimizdeki toksinlerin temizlenmesinde etkili olan adeta sihirli bir içecektir. Sağlıklı ve güzel olmanın, ciltteki ve vücuttaki nemin korunmasının temel koşulu ise bol su içmektir. Özellikle yaz aylarında vücut ısındıkça daha fazla terler ve su kaybeder. Dolayısıyla su stokunu sık sık ve kışa oranla fazla miktarlarda yenilemek şarttır. Günde en az 8-10 bardak su içmelidir. Egzersiz yapanlar,aşırı terleyenler,yaşlılar ise bu miktardan daha fazla su tüketmelidir.

Bazı insanlar suyu tek başına içmeyi sevmeyebilir. Bu kişiler mutlaka tadları hoşuna gidecek bir sıvıyı tercih etmelidirler. Bu sıvı açık çay, limonata, bitki çayları gibi içecekler olabilir. Bu içeceklerinde kalorisi ve besin değeri önemlidir. Mesela sıvı ihtiyacını karşılamak için günde 1,5 litre asitli içecekleri içmekte sakıncalıdır. Ya da hazır meyve suları çok şekerli ve boyalıdır. Onları da tüketmek gereksiz kilo alımına neden olur. Tüketilen hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz, en ideal içecek sudur. Suya ulaşmak her zaman daha kolaydır. Küçük yudumlarla başlanıp giderek miktar arttırılabilir. Bol sebze ve meyve tüketimi de yine sıcak yaz günlerinde güzel bir alternatiftir. Örneğin karpuzun yüzde95’i sudur. Sofralarda bulunması hem kolay hem de ekonomiktir. Diğer sebze ve meyvelerin de tüketilmesi çok faydalıdır.

Yazın özellikle ayran tüketilmesi tansiyonun düşmemesi için yararlıdır. Biraz tuzlu olmasının bir sakıncası yoktur. Ancak fazla tuz yarardan çok zarar verir. Günde 2-3 bardak ayran içimi yeterlidir. Hem kalsiyum ihtiyacımızı karşılar, hem de sıvı ihtiyacımızı almış oluruz.

Toplumda genel olarak zayıflattığına inanılan ve yaz aylarında yoğun olarak tüketilen maden sularını içmek sağlık açısından faydalı mıdır?

Toplumda maden suyu ve sodanın aynı içecek olduğunu sanan pek çok kişi vardır. Oysa maden suyu ve soda farklı içeceklerdir. Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.

Maden suyu iyi derecede mineral içeren bir sudur. Normal suya göre kıyasladığımız zaman ekstradan içerdiği özellikle kalsiyum, magnezyum gibi mineraller sağlık açısından son derece yararlıdır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Hamileler ve menopozdaki kadınlar için düzenli maden suyu tüketimini tavsiye edebiliriz. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır. İçmenin yanı sıra dışarıdan sürme yoluyla da cildi canlandırmada ve güzelleştirmede etkili olmaktadır. Her gün 2-3 su bardağı maden suyu içilmesi son derece yararlıdır. Maden suları sindirimi kolaylaştırır ama sanıldığının aksine zayıflatmaz.

Dikkat edilmesi gereken rasgele aşırı miktarda maden suyu tüketmemelidir. Çünkü aşırı miktarda mineral tuzları böbreklere zarar verebilir.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Maden suyu böbrek taşı yapmaz. Ama böbreklerinde taş oluşmuş kişilere maden suyu tüketimi tavsiye edilmez. Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve sıvı içecek tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri önerilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve sıvı içecek tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

Özellikle kimyasal katkılı, sentetik aromalarla tatlandırılan ve meyveli olarak satılan maden sularının zararları var mıdır?

Meyve aromalı maden sularının büyük çoğunluğunda rafine şeker kullanılmaktadır. Bu nedenle gazlı soğuk meşrubatlar gibi lezzetlidir, içimi hoştur. Ancak zayıflama programlarında ve şeker hastalığı gibi durumlarda rafine şeker tüketiminden kaçınmak gerekir. Ama sade olanları gönül rahatlığıyla tüketebiliriz.

Alıntı : Nihal DOĞAN

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.439 takipçiye katılın